Follow the Cheese: Pastoralism and Rural Change in Contemporary Turkey


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2024

Tezin Dili: İngilizce

Öğrenci: SELAMİ METE AKBABA

Danışman: Metin Yüksel

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Türkiye'nin yakın tarihli toplumsal, siyasal ve ekonomik dönüşümlerini incelemeyi ve anlamayı hedefleyen araştırmalar, bu dönemi, modernleşme, çağdaşlaşma, sekülerleşme, Batılılaşma gibi başlıklar ile tanımlamaktadır. Bu kategorik tanımlamalardaki farklılaşmalara rağmen iki süreç belirleyici ve kaçınılmaz bir şekilde mevcuttur. Bunlar, piyasa ekonomisine geçiş, yaygın adıyla kapitalistleşme ile devletin merkezileşmesi, Cumhuriyet'in kurulması ile ulus-devlet inşasıdır. Kapitalistleşme sürecinde ve onunla birçok konuda kesişen modern devlet inşasında, iktisadi olarak öncelik tanınan alan sanayileşme olmuştur. Toplumsal ve iktisadi kalkınmanın nihai olarak sanayileşme sayesinde sağlanacağı varsayılmıştır. Bu tercihin başlıca nedenlerinden biri, gelişmiş ülkelere ait olarak kabul edilen sosyo-ekonomik düzeye çıkmak için, bu ülkelerdeki sanayileşme gelişmelerinin model alınmasıdır. Öte yandan, bu model ülkelerdeki dönüşüm içsel dinamiklerle uzun bir süreçte cereyan ederken, Türkiye'de nüfusun büyük bir kısmı, çevre ülkelerin aksine, 1980'lerin ortasına kadar kırsalda yaşamaktaydı. Bir anlamda, toplumsal gerçeklik ile siyasetçilerin hedefleri arasında bir çelişki veya uyuşmazlık bulunmaktaydı. Nihayetinde, politikalar nezdinde, kırsal marjinalde kalmış bir alan olmuştur. Sektörler arasında hiyerarşi yaratan bu yaklaşım etkisini kırsalda da göstermiştir. Nasıl ki kırsalda üretim, sanayileşme karşısında çeperde kalmışsa, hayvancılık da tarımsal üretim karşısında marjinaldedir. Hayvancılık özelinde ise transhumans, yaylacılık, pastoralizm, konar-göçerlik gibi farklı biçimlerde adlandırılan geçim türü çeperde konumlandırılmıştır. Bu hiyerarşinin veya çeperleştirmenin başlıca nedeni, iktisadi olarak büyüme, kârlılık ve verimlilik ve siyasi olarak kontrol etme, vergilendirme, eğitme gibi nitelikler taşıyan konuların kapitalistleşme ve ulus inşasında makbul bulunmasıdır. Hesaplanabilir ve öngörülebilir olmadıkları varsayımıyla arkaik addedilen geleneksel geçim biçimleri ve onun toplumsal olarak sürekliliğini sağlayan etkenler bu nedenle hem politikalarda hem de sosyal bilimler literatüründe göz ardı edilmiştir. Bu çalışmada, yaylacılık aracılığıyla kırsalın değişimini incelemeyi hedeflerken, bir anlamda çeperin de çeperinde kalmış bir geçim biçimiyle uğraşan topluluklar üzerinden kırsalın değişimini anlamayı amaçladım. Böylelikle, yaylacılığı marjinal bir çalışma konusu olmaktan çıkarıp toplumsal gerçekliğin bir göstergesi olarak okumaya çalıştım. Hem politikalarda hem de sosyal bilimler literatüründe çeperde kalmış bir konu üzerine bir araştırmaya girişmek ise karanlıkta kalmış veya bırakılmış birçok konuya çalışmak anlamına gelmektedir. Bu sorunu aşmak için hem arşiv araştırması hem de saha çalışmasına başvurdum. Araştırmanın yapısal çerçevesini saha çalışması gerçekleştirdiğim bölgeye göre belirledim. Çok-sahalı alan araştırmamı Erzincan ve Kars ile sınırlandırdım, kurduğum bağlantılarla bunu Tunceli ve Ardahan'a da taşıdım. Sahada Şavak ve Karapapak aşiretleri mensuplarıyla görüştüm. Bu yaylacı aşiretlerin ortak özellikleri, Türkiye'de meşhur olan tulum ve kaşar peynirlerinin başlıca üreticileri olmalarıdır. Bu iki aşiretin ürünlerinin büyük şehirlerdeki marketlerde yer alan olması, onların varsayıldığı gibi çeperde olmadığını göstermektedir. Diğer yandan, bu iki aşireti, ayrıştıkları özellikleri ve farklı tarihsel tecrübeleri üzerinden değerlendirmem ise araştırmaya karşılaştırmalı bir perspektif sağlamaktadır. Böylelikle, ilk bakışta mikro sayılabilecek bir alanda vuku bulan sosyo-ekonomik farklılıkların nasıl sonuçlar üretebileceğini değerlendirebildim. Saha görüşmelerini yarı-yapılandırılmış mülakatlarla gerçekleştirirken, etnografik notlar aldım ve gözlemlerde bulundum. Kaydettiğim görüşmeler 21 Şubat 2022 tarihinde başladı ve 23 Temmuz 2022 tarihinde sona erdi. Bu aşamada 41 kişiyle görüştüm. Formal olmayan, gözlemlere ve doğaçlama görüşmelere dayanan saha çalışmam ise Aralık 2021'de başladı ve 2023 yazı sonuna dek devam etti. Arşiv çalışmasını, adı geçen şehirlerde yayımlanmış beş farklı yerel gazeteyi, 1960'ların başından 1990'ların başına dek tarayarak gerçekleştirdim. Resmî Gazete'ye, TBMM Tutanakları'na ve baskısı artık bulunmayan arşiv niteliği kazanmış eski çalışmalara da başvurdum. Saha ve arşiv çalışmalarının birlikteliğiyle tarihsel bir süreklilik içinde kırsalın dönüşümünü ve yaylacıların durumunu anlamaya çalıştım. Araştırmam kırsalın dönüşümünü yaylacılar üzerinden nasıl anlayabilirim tartışmasıyla şekillendiği için öncelikle yaylacılığın kavramsal ve tarihsel olarak nasıl ele alındığını literatür tartışmasıyla sundum ve çalıştığım bölgenin ve şehirlerin sosyal, ekonomik ve ekolojik özelliklerini inceledim. Kalkınma politikalarıyla kırsala yüklenen misyonu ve nasıl şekillendirilmeye çalışıldığını inceledim ve yaylacılığın bu alanda neden ihmal edildiğini tartıştım. Görüşmelerden elde ettiğim verileri şikâyet transkripti olarak kavramsallaştırarak, yaylacıların bir özne olarak kendilerini günümüzde nasıl konumlandırdığını ve devleti nasıl kavradıklarını değerlendirdim. Yaylacıların varoluşlarının önkoşulu yaylanın bir müşterek olarak kavramsal ve hukuki açılardan nasıl şekillendirildiğini inceledim. Saha ve arşiv çalışmalarımdan elde ettiğim verilere göre yasal olan ile normatif olanın çatışmasını yani olgusal gerçekliğin ne olduğunu tartıştım. Son olarak, Kars ve Erzincan şehirlerinin birer peynir diyarı (terroir) olmasını, bu yaylacı aşiretlerin o şehirlerdeki rolleri üzerinden okumaya çalıştım. Sonuç olarak, yaylacılık olgusu ile kırsaldaki değişimi araştıran bu tez, çeperdeki bir toplumsal gerçeklik üzerinden Türkiye'nin sosyal, ekonomik ve siyasi dönüşümlere ilişkin mevcut literatüre özgün bir katkı sunmaktadır.