TÜRKİYE'NİN 2009-2016 YILLARI ARASINDAKİ HAVA KALİTESİ VERİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Çevre Mühendisliği A.B.D., Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2017

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ELİF TOSUN

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): GÜLEN GÜLLÜ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Fosil kaynaklarının kullanımındaki artış, şehirleşmeyle nüfusun büyük bir oranının şehirlerde yaşamaya başlaması, topografik ve meteorolojik koşullara göre şehirlerin yanlış konumlandırılması atmosfer kompozisyonunda gittikçe artan değişikliklere neden olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü hava kirliliğini, herhangi bir fiziksel, kimyasal veya biyolojik ajan tarafından atmosferin doğal özelliklerinin değişmesi olarak tanımlamakta olup hava kirliliğini sağlığın önemli bir belirleyicisi olarak nitelendirilmektedir. İnsan, vücudunda gerçekleşen çok sayıda reaksiyon ve metabolik olayda oksijeni kullanmak için beraberinde havada bulunan diğer gazları da soluyarak bünyesine dahil etmektedir. DSÖ limitlerine göre dünya genelinde her 10 kişiden 9'u sağlık açısından zararlı kabul edilen seviyelerin çok üstünde konsantrasyonlara sahip kirleticilere uzun süre ve yüksek düzeylerde maruz kalmakta, solunum sisteminin olumsuz şekilde etkilenmesinden yaşam kalitesini ciddi oranda etkilenmesine ve ortalama yaşam süresini azalmasına kadar geniş yelpazede etkilerle karşı karşıya kalmaktadır. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi hava kirliliğinden özellikle kentlerde yaşayan insanlar daha çok etkilenmekte, Türkiye İstatistik Kurumu 2016 yılı verilerine göre %73,9'a ulaşan kentsel nüfus dikkate alındığında yaklaşık 60 milyon insanın hava kirliliğine kaçınılmaz bir şekilde maruz kaldığı anlaşılmaktadır. Hava kirliliğinin çevre ve insan sağlığı üzerindeki zararlı etkilerini önlemek veya azaltmak için hava kalitesi verileri izlenmektedir. Ulusal ve uluslararası mevzuatın odak noktasını hava kirliliğinden oluşan olumsuz etkinin en aza indirilmesi ve hava kirliliğinin halk sağlığını tehdit etmeyecek seviyelerde tutulması oluşturmaktadır. Ülkemizde hava kalitesi izleme ağı ile Marmara, Samsun, Erzurum, İzmir, Adana, Konya, Ankara, Diyarbakır olmak üzere 8 adet Temiz Hava Merkezi oluşturularak hava kalitesi verilerinin etkin ve verimli bir şekilde izlenmektedir. Çalışma kapsamında gün geçtikçe artan istasyon sayısı göz önünde bulundurularak 2009-2016 ülke genelinde kurulu bulunan 210 hava kalitesi izleme istasyonuna ait veriler baz alınmıştır. Veri setleri parametre bazında gruplandırılarak %75 doluluk oranı üzerinde olan veriler çalışmaya dahil edilmiştir. HKDY, AB ve DSÖ limitleri kapsamında hava kalitesi değerlendirilerek zaman içindeki gözlenen değişim ve bölgeler arası farklılıklar incelenerek hava kalitesinin sağlık üzerine etkisinin en yüksek olduğu bölgeler tespit edilmiştir. Hava kalitesi izleme verileri, izleme bölgesinin yakınında yaşayan hedef populasyonun geçmiş ve mevcut hava kirliliği kaynaklı maruziyetlerinin tahmininde kullanılabilmektedir. AirQ+, hava kirletici parametreleri ele alarak, ortamdaki hava kirliliğine uzun veya kısa süreli maruz kalmanın sağlık etkilerini değerlendirmeyi amaçlayan DSÖ tarafından geliştirilmiş bir yazılım aracıdır. 2009-2016 yıllarına ait Türkiye geneli hava kalitesinin değerlendirildiği çalışma ile elde edilen verilere istinaden parametre bazında kirliliğin en yüksek olduğu bölgelerde oluşması muhtemel sağlık etkileri, uluslararası kabul görmüş yazılım araçlarından biri olan AirQ+ ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kirliliğin yüksek olduğu bölgeler arasında konsantrasyon, insidans vb. farklılıklar söz konusu olmakla birlikte uzun dönem sağlık etkileri arasında yer alan yetişkinlerde kronik bronşit sıklığının mevcut durumda %71,7 olan atfedilebilir oranın Muş istasyonu için AB limitlerine uyum halinde %60,5 azalması beklenirken bu oranın mevcut durumda Türkiye geneli için %39,4 olan atfedilebilir oranın iken AB limitlerine uyum halinde %28,2 oranında azalacağı öngörülmektedir. Uzun dönem sağlık etkileri arasında yer alan yenidoğan dönem sonrası bebek ölüm sayısının ve çocuklarda bronşitin tekrarlama sıklığının Türkiye geneli için AB limitlerine uyum halinde %31,9 ve %29,9, kısa dönem sağlık etkilerinden olan astımlı çocuklarda semptomların görülme sıklığının %32,5 oranında azalması beklenirken, DSÖ limitlerine uyum halinde mevcut atfedilebilir oranın dörtte bir oranına kadar düşmesi beklenmektedir.