Beden ve cinsel kimlik üzerinden sanatçının kaygısı


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Resim A.S.D., Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ASIM GÜLMEZ

Danışman: Zuhal Boerescu

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu araştırmanın genel olarak asıl amacı, sanatçının kaygısından yola çıkarak beden, kimlik ve cinsel kimliğin ne olduğunu; sanat ve sanat yapıtlarında konu olarak nasıl ele alındığını ortaya koymaktır. Sanat herhangi bir bireyin veya sanatçının kaygısını en iyi biçimde ortaya sunan bir araçtır. Kaygı duygusu ise; herhangi bir sorunun ne olduğunu bildiğimiz durumda oluşmakta olan bir takım tedirginlik halidir. Herhangi bir sebepten dolayı korku duygusu duyulduğunda, bilinçaltımız bu duruma tepki verir. Beden ise korku duygusunun koşullandığı durum doğrultusunda, bilinmeyen sebeplerden ötürü huzursuzluk duyar. Bu duyduğu huzursuzluk ise kaygı duygusudur. 20. Yy öncesinde belli bir beceri ve hüner sahibi olan insanın bir meslek olarak resim yapması, dinsel ve toplumsal bağlamda anlamlıydı ve yaygındı. Yüzyıllar içinde sanatın özgürleşen yapısı gitgide başkalaştı. Değer, meta, siyaset, teknoloji zamanla çoğalan özelliklerden sadece bazılarıdır (Shiner, 2014 s: 30 – 50). Resim sanatında böylesine önemli durumlar, modern sanatta art arda ve birlikte yaşandı. Modern sanatın biçimsel ya da soyut görüntüleri resme kendilerince çok farklı değerler yüklerken, cinsel kimlik, bedenin sanatta var olması ve ardındaki gelişmeler mutlak özerklik noktasında birer devrimdir. 1960'lı yıllarda kavramsal sanat, geçmişin yeniden sorgulanması şeklinde fırtınalarla sürdü. Artık çözümlemeci tavırlarıyla sanatçılar, ilgilendikleri alanda farklılıklarla dolu üretimleri rahatça gerçekleştirdiler. Temsil edilmek, eleştirilmek, karşıtlık; beğenilerin zıttı olurken, başka alanlara başka pratiklere ulaşılmasının da önünü açtı. Medya, popüler kültür başlı başına yeni bir görsel alana dönüştü. Kısaca modern sanat ve postmodern dönem, tüm bu oluşumların zeminidir. Bugün ise farklılıklar ve durağanlaşmayan girişimler daha da ötesindekini üretmekte kararlıdırlar. 1960'ların sonundan bu yana, Modernizmin teknolojisine (ideale doğru ilerleme fikri) aykırı olarak durmaksızın değişen, üst üste binen ve hatta kesişen pek çok gerçekliği kucaklayarak dünyayı gitgide karmaşık bir biçimde görmeye başladığımız konusunda hemfikirdir. Sanatçının kendisini resmin içerisinde görmeye başlaması ancak 60'lı yılların sonlarına denk gelmiş ve 1980'li yıllara dek beden, resmin içerisinde plastik bir eleman olma konumundan öteye geçememiştir (Lynton, 1982 s: 58 – 62). 1980 yılında toplumda meydana gelen büyük değişimler, sanatçının, bedene dair bireysel yaklaşımlar geliştirmesinde rol oynamıştır. Yine bu tarihlerde sosyoloji, felsefe, psikoloji, sanat vb. alanlarda dünyada üretilen bilginin, dünya genelinde, bedene dair farklı bakış açıları ortaya konulmasında etkili olmuştur. Sanatçının kendini bir birey olarak konumlandırmasının, bedenin sanatta kullanımına yön veren ilk büyük dönüşüm olduğu söylenebilir. Sonraki dönemlerde bedenin kendisinin sanat nesnesine dönüştürülmesi ise sanatçının kişisel bakış açısından doğan üslup ve yorumlarının önem kazanmasıyla açıklanabilir. Günümüzde de beden üzerine üretilen işler direk ya da dolaylı olarak sanatçının kendi bedeni ile kurduğu ilişkiye dayanmaktadır. Kısacası beden, en genel anlamıyla varlığımızın fiziksel bir kanıtıdır. Dolayısı ile sanatçının dünyaya bakışını etkilemiş ve bedenin farklı algılanma biçimleri kendini sanatta görünür kılmıştır. 1960'lı yıllar da ise; Batı'daki bu öznel yaklaşım yerini, sanatçının kendi bedeninin, sanatın nesnesi oluşuna bırakmıştır. Sanat insanın algılama biçimine göre değişen bir gerçekliktir. Bu bağlamda bakarsak insanlığın yaşadığı dönemlerin düşünce yapısını incelemek mümkün olabilir. Kimlik nazarın da sanatçının kaygısının dönem, mekân, beden ve cinsel kimlik üzerindeki ilişkileri göz önünde bulundurularak, zaman içerisinde geçirdiği değişim bu çalışmada incelenmeye çalışılmıştır. Kimlik, insanın toplumsal kategoriler içerisindeki bir adlandırma sürecidir. Bu süreç içerisinde sanat, kendi araç ve yöntemleriyle, kimliklerin anlatım yollarından biri olmaktadır. Bu çalışmada, Batı uygarlığının tarihsel gelişimi içerisinde oluşturduğu bireysel ve toplumsal kimliklerin, sanatsal teoriler ve yaklaşımlara göre biçimsel olarak ifadesi üzerinde durulacaktır. Sanat, kimliğin ifade araçlarından biridir. Sanat eserini yaratan sanatçı, ortaya çıkan ürün ve bu ürünü yorumlayan toplum, sanat ve kimlik ilişkisinin merkezinde yer alır. Sanatçının bireysel kimliği, öznel içyapısı, onun sanatçı olmasını sağlar. Bir anlamda yaşamın temsili olan sanat, sanatçının hayatı nasıl yorumladığının ya da kendini nasıl tanımladığının ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısı ile her sanat eseri bir kimlik göstergesi olarak yorumlanabilir. Ancak, 1960'lı yıllarda baskılanmış ya da ötekileştirilmiş grupların, kimlik göstergesi olarak ırk, kültür, cinsiyet ya da cinsel tercih üzerine artan sanatsal çalışmaları -bireyin kendini özgürce ifadesi olarak görünmesine rağmen- insani duygulardan uzaklaşmaktadır. Bu bağlamda, kişinin ne adı ne doğduğu yer ne cinsiyeti, ne de ona verilmiş olan kimlik numarası, kimliği tanımlayabilecek öğeler değildir. Bireyin kimliğini, yaşantıları ve gözlemleri sonucu elde ettiği veriler doğrultusunda kendini ifade eden düşünce ve davranışları belirler. Bu çalışmada, özellikle 1960'lı yıllardan günümüze dair uzanılan süreçte ortaya çıkarılan cinsiyet, beden ve cinsel kimlik olgusunun ne olduğu ve sanatsal çalışmalarda yerini nasıl bulduğu açıklanarak özünde aydınlanma döneminden günümüze kadar yapılan sanat eserlerinde ve hareketlerinde var olan sanat ve sanatçı kimliği irdelenecektir.