Nietzsche ve Gadamer'de hakikat problemi
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe A.B.D., Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2017
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: NEZİHE DEDE
Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): ÇETİN TÜRKYILMAZ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Hakikati mutlak, değişmez, insan-üstü bir kavram olarak konumlayan ve hakikat ile 'mutlak' arasında bağlantı kuran geleneksel epistemolojik görüş yarattığı tahripkar etkilerden dolayı pek çok eleştiriye maruz kalmıştır. Hakikatin nesnesine uygun doğru bilgi ve dolayısıyla bilme ediminin bir 'keşif' olarak tanımlanması insanın varlıkla olan asli bağının kopmasına ve yaşamın değerinden düşmesine neden olmuştur. Çünkü bu arayış, kaçınılmaz olarak – fiziksel ya da düşünsel nitelikli – yaşama karşıt bir başka gerçeklik alanının yaratılmasına yol açmıştır. Bu nedenle hakikatin bir 'keşif' değil, insan yorumu olduğunu ifade eden Nietzsche, hakikat probleminin epistemolojik olmaktan daha çok yaşamsal bir anlamının olduğuna işaret eder. Nietzsche için 'mutlak bir hakikat' yoktur, dünyaya dair – yaşamsal gereksinimlerden doğan – farklı yorumlar vardır. Hakikat ile mutlaklık arasında bağlantı kuran geleneksel epistemolojinin reddi ve hakikatin yorum olduğu düşüncesi hakikat tartışmaları konusunda pratik ve politik alanda açmazlara neden olabilecek biçimde her tür bilgisel zemini yok eden bir düşünsel perspektifi de beraberinde getirmiştir. Yorum çoğulluğu düşüncesinden hareket ederek farklılıkların kendi koşullarında ve her koşulda olumlanması gerektiği düşüncesine varan rölativist tavır öznelerarası ilişki zemini açısından problem yaratabilmektedir. Başka bir ifadeyle, temel sorun farklılıklar arasındaki öznelerarasılığın ölçüt ve koşullarının ne olacağı sorusudur. Bu noktada yorumlar arasındaki farklılıkları öznelerarası ilişki zemininin tahripkar unsuru olarak değil, hakikatin diyalog yoluyla inşa edilmesinin kurucu unsuru olarak ele alan Gadamer, yorum farklılıklarının ayrışmaya değil, evrenselleşmeye kapı açacak bir anlama olanağı sunduğuna işaret eder. Mutlak hakikat düşüncesinin iptali ve yorum çoğulluğu düşüncesinden hareket ederek insanın dünyayla ilişkisinin sağaltılmasını sağlayacak yeni bir hakikat kavramsallaştırmasına ulaşmanın olanağını sorgulamayı amaçlayan bu çalışmanın Giriş Bölümü'nde, Nietzsche ve Gadamer'in bu sorgulama içerisindeki yeri belirlenmiştir. Birinci Bölümde, geleneksel hakikat görüşüne yöneltilen eleştirilerin ilham kaynağı olan Nietzsche'nin objektivist hakikat görüşünü reddetmesinin gerekçeleri ele alınıp, güç istenci ve perspektivizm vurgusunun hakikat tartışmasına sunduğu katkı üzerinde durulmuştur. İkinci Bölümde önyargı, gelenek, öznelerarasılık, diyalog kavramları yoluyla hakikatin diyalojik bir uzlaşım olduğu düşüncesine dikkat çeken Gadamer'in felsefi hermeneutiği ele alınmıştır. Anahtar sözcükler: Hakikat, yorum çoğulluğu, güç istenci, perspektivizm, önyargı, diyalog, gelenek