Kükürt dioksit gazının izole sıçan damarı üzerine etkileri
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Biyoloji A.B.D., Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2010
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: MERVE BAYÖLKEN
Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): MEHMET ALİ ONUR
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Yapılan çalışmalar, 30 yıl öncesine kadar sadece metabolik atıklar olarak değerlendirmiş olduğumuz nitrik oksit, karbon monoksit ve hidrojen sülfit vb gibi bazı gaz moleküllerinin, bugün gazotransmitterler olarak adlandırdığımız, memelilerde düzenleyici sinyal molekülleri olarak rol alabildiklerini ortaya koymuştur.Kısa bir süre önce kükürt dioksit gazının da memeli damar dokusunun gevşemesini sağlayıp damardaki basıncı bölgesel olarak düzenleyebilen bir gazotransmitter olduğu gösterilmiştir.Bir çok çalışmada, kükürt dioksitin gazotransmitter özelliğini gözlemlemek amacıyla izole edilen sıçan aort damarı üzerinde deneyler yapılmıştır. Bu çalışmada da endoteline zarar verilmeden izole edilmiş sıçan aort damarından elde edilen aortik halkalar in vitro koşullarda bulundukları besleyici sıvı içerisinde kontrol aşamasından sonra kükürt dioksit gazına maruz bırakılmış ve kükürt dioksitin aort kas dokusu üzerindeki gevşetici etkisi gözlenmiştir.Bu çalışmada kükürt dioksit gazının sıçan aort damarı üzerine etkilerinin gözlemlenmesi amacı ile sıçandan torasik aort damarı izole edilmiş, izole edilen aort damarının in vitro koşullar altında kontrol değerleri gözlenmiş, ardından adrenalin ve asetilkolin ortama verilerek kasılma/gevşeme cevapları gözlenmiş ardından kükürt dioksit gazı ortama verilmiş damarın gevşeme cevapları gözlenmiştir.Kontrol kasılma değerleri ortalama 737.8880 ± 6.5702 mg seviyesinde seyrederken, adrenalin uygulanması ile bu değer ortalama 886.4141 ± 102.0153 mg seviyelerine çıkmış ve asetilkolin uygulaması ile ortalama 564.6985 ± 202.3235 mg seviyelerine kadar düşmüştür.SO2 gazı uygulanmasının ardından ise ortalama 560.2162 ± 206.2950 seviyelerinde düşüş gözlenmiştir. İstatistiksel analizlerde bu düşüş %95 güven aralığında kontrol grubu ve adrenalin değerleri ile kıyaslandığında önemli, asetilkolin değerleri ile kıyaslandığında ise önemsiz bulunmuştur.Günümüzde ölüm oranlarının büyük çoğunluğunun hipertansiyon kaynaklı damar rahatsızlıklarına bağlı olduğu düşünülürse, damar dokusunun gevşemesini sağlayan bu ve benzeri moleküllerin tekrarlı deneyler sonucu ortaya konması ve klinik olarak kullanılabilir şekilde geliştirilmesi ilgili hastalıkların tedavisi açısından büyük bir adım olacaktır.