Heidegger ve Sartre'da varoluş-öz kavramlarının ilişkisi açısından hümanizm sorunu
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe A.B.D., Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2013
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ERDAL GÜRSUL
Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): ÇETİN TÜRKYILMAZ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Bu çalışmanın birinci bölümünde Heideggerin varlık anlayışı ele alınmaktadır. Varlığın anlamı nedir? sorusundan hareket eden Heidegger, varlık sorusu da dâhil, Batı metafizik-ontoloji tarihini sorgulayarak varlığı yeniden ele alır. Heidegger, fenomenolojik yöntemle varlığı yeniden ele alışını, diğer bütün ontolojileri önceleyen temel ontoloji (Fundamentalontologie) olarak adlandırır. Ona göre varlık (Sein) ile varolan (Seiende) ayrımı yapılmadığı için Platon?dan Nietzscheye kadar varlık unutulmuştur (Seinsvergessenheit). Heidegger buna, metafizik-ontoloji tarihi der ve geriye, başlangıca, giderek bu tarihi Destruktiona uğratır. Heidegger, varlığın anlamını, kendisi de bir varolan olan Dasein aracılığıyla sorgular ve bu sorgulamada, her türlü varolmanın varlık yorumunun ilk ufkunu zaman olarak belirler. Heidegger terminolojisinde, varlığı anlamak metafiziğin üstesinden gelmek demektir. Metafiziğin üstesinden gelmek ise hiç?i (Nichts) anlamaktan geçer. Böylece Heidegger, varlık meselesinde birbiriyle bağlantılı üç önemli sorunun araştırmasını yapar: `Varlığın anlamı nedir?, `Metafizik nedir? ve `Hiçlik nedir? İkinci bölümde Sartreın varlık anlayışı ele alınmaktadır. O, Modern felsefenin özne-nesne düalizmine dayalı epistemolojik özne kavrayışını eleştirerek, fenomenolojik yöntemle, onu aşmaya çalışır. Sartre, ontolojik açıdan, kendinde-varlık (étre-en-soi), kendisi-için varlık (étre-pour-soi) ve başkası-için varlık (étre-pour-autrui) olmak üzere üç ayrı varlık tarzını belirler. Kendinde-varlık nesneler dünyasını temsil ederken, kendisi-için varlık bilinç ve özgürlük dünyasını temsil etmektedir. Kendi-için varlık hiçlik olmak zorundaysa, varlık da hiçlik aracılığıyla anlaşılır. Sartrea göre, iç daralması (angoisse) özgürlüğün tezahürüdür. Özgürlük ise varlığın çelişiği olan hiçliğin tezahürüdür. Özgürlük iç daralması içinde kendini bize keşfettirir. İç daralması içinde kendisini keşfettiren özgürlük, hiçin varoluşuyla nitelenebilir. Varoluş biçimi olarak özgürlük bir tür hümanizmdir. Özgürlüğün kendi-için varlığın eksikliği olduğunu belirleyen Sartre, ilkin, kendi-için varlık aracılığıyla varoluşun özden önce geldiğini söyler ve bunu özgürlük olarak insanda temellendirir. Sonra da, insanın başkasıyla olan ilişkisini fenomenolojik açıdan sorgular. Üçüncü bölümde, Heidegger ile Sartreın ontoloji meselesini hümanizm meselesi üzerinden tartışmasına ayrılmıştır. Sartre varoluş-öz kavramlarının tartışmasında, varoluşun özden önce geldiğini savunarak hümanizmayı kendi varoluşçu felsefesiyle bağdaştırır. Aynı zamanda o, Heideggerin de böyle bir hümanizm anlayışına sahip olduğunu savunur. Ancak Heidegger?in düşüncesi, varoluş-öz bağlamında değil, varlık- varoluş bağlamında ortaya konmuştur. Heidegger, hümanizmanın anlamını Antik Yunan felsefesinden başlayarak sorgular. Bu sorgulamanın sonucunda, Sartreın varoluşçu hümanizmi de dâhil, hümanizmanın metafizik bir kökene dayandığını belirtir ve bu metafizik hümanizmayı reddeder. Sonuçta Marxtan Nietzscheye, Nietszcheden Heidegger ve ardıllarına gelinceye değin, hümanizmanın dayanağı olan metafizik geleneğe karşı ortaya çıkan bir anti-hümanizm geleneği tartışılmıştır. Bu metafizik geleneğe dayalı hümanizm anlayışını eleştiren Heideggerin, hümanizm anti-hümanizm karşıtlığında sınırın hangi tarafında durduğu tartışılmıştır.