Resimde geometrik formlar ile inşanın sınırlarında çeşitlemeler
Tezin Türü: Sanatta Yeterlik
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Resim A.S.D., Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: SEDA TEZCAN
Danışman: Zuhal Boerescu
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Tez çalışmasında yer alan yapıtlar ve metin, yüzey ve uzam ilişkisinin kavramsal ve teknik boyutuna dair deneysel bir yöntem araştırmasının ürünüdür. Öncelikle geometrik unsurlarla resimsel bir tutum belirlenmiş, bu tutum doğrultusunda mekân düşüncesi değerlendirilmiş, resimsel teknik unsurlar ve mekân kavramı üzerine güncel bir bağlam kurulmuştur. Çalışmada düşünce ve kavramsal çerçeve 'inşanın sınırı' olarak adlandırılmış ve belirli bir kompozisyon prensibiyle sunulmuştur. Araştırmada mekân; yerleşilemeyen, eylemde bulunulamayan ve ait olunamayan bir yapı olarak ele alınmıştır. Nesne ve mekânlar görsel unsurlar olarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın teorik temeli; modern sanatın formalist mirası, çağdaş sanatın temsil ve forma bakışı, mekân üzerine geliştirilmiş teoriler ve kavramsal metinler aracılığıyla tartışmaya açılmıştır. Bu doğrultuda resimsel temsil ve mekân üzerine kuramsal düşünce ve yaklaşımlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde temsili yaklaşımların modernizmle birlikte problematik bir noktaya geldiği, çağdaş sanatta ise temsil yerine referans temelli bir yapının tercih edildiği görülmüştür. Tez çalışmasında nesne ve mekân kavramsal düzeyde irdelenirken, yapıtlarda kullanılan görsel unsurlar kavramı işaret edecek bir gramer gibi kullanılmak istenmiş ve bu doğrultuda temsili değil görsel tercüme odaklı deneysel bir çalışma süreci yürütülmüştür. İnşanın sınırında bir mekân düşüncesinin ve yüzeysel unsurların formalist bir dille konu edinildiği araştırmada, yapıtlar zihinsel bir ziyaret mekânının resimsel grameri olarak görülmüştür. Tasvir, temsil, ifade, kavram ve biçim resmin temel konularıdır. Bu konulardan yalnızca biçim resmin oto refleksif temelini doğrudan oluşturmaktadır. "Eğer resim nesneye yaklaşmaya çalıştıysa, aynı ölçüde sağlam bir şekilde bu arada kendisini de maddesellikten çıkarmaya çalışmıştır" (Morris, 2020, s.874). Resmin kendi içinde bir maddesellik yaratabilmesi biçimin temel unsurlarının asıl mesele olmasına bağlıdır. Ancak optik unsurlarla bağlantısından dolayı resim nesneden tamamen kopamaz. Resmin geometrik iç yüzü ön plana çıkartılarak nesneden uzaklaşılabilir. Bu noktada nesnenin ne olduğu değil nasıl olduğu ve gördüğümüz nesneyi nasıl optik olarak düşündüğümüz soruları devreye girer. Böylece resmin konusu kendisi olabilir. Bu da oto refleksif bir yaklaşımdır. Resimde geometrik unsurlar nesnenin yerini aldıkça ortaya var ile yok arasında mekânsal görüntüler çıkar. Nesnelerin biçiminden yola çıkılır. Ancak sonuç bir tür mekândır. Bu mekân ikamet edilebilen, gezilebilen ya da bir nesnenin yerleştirilebileceği bir mekân değildir. Düşünce olarak mekandır. Bu mekânda beden ikamet edemez. Orada yalnızca düşüncenin kendisi ya da süreci var olabilir. Resmin içindeki yapı bu yolla yalnızca kendisini anlatır ve kendisini işaret eder. Bu mekanlar boşluk kavramına oldukça yakındır. Boşluk düşünceye, duyguya ve yaratıma ilham veren bir olmama halidir. Bu noktaya ulaşmak için biçim arındırılabilecek her şeyden arındırılır. Zaten mekânı doldurmak mekânı tüketmektir. Mekânları doldurmak için de başka nesneleri tüketmek gerekir. Mekânlara ait hissetmemizin koşulunu o mekânları tüketmeye ya da o mekânlar içerisinde tüketmeye bağlarız. İz bırakmak isteriz. Ancak mekânları doldurma ve iz bırakma güdüsü koşullu bir aidiyettir. Araştırma sürecinde yaratılacak olan resimler aidiyet, sahiplenme, iz bırakma gibi mekân ve nesne ile ilgili problemlerin saf dışı bırakıldığı bir biçim ortaya koyacaktır. Geometrik formlar ile yüzeyde yaratılan biçimler ve mekanlar, inşa olma evrelerinde dengeli bir şekilde bırakıldığında bahsi geçen tüm gerekçeler için olumlu sonuçların alınabildiği görülmüştür. Bu noktada görsel bir dil inşasından söz edilebilir. Bu dil, optik olarak algılanan dünyadan geometrik formlara tercüme edilmiş zihinsel bir mekânı işaret eder. Bu durumun kendine has doğasından faydalanılarak çeşitlemeler üretildiğinde yaratımın kendi sürecinin hikayesi ön plana çıkar ve resimler sadece kendilerini anlatırlar. Bu şekilde, görmek ve aktarmak arasında geçen süreç ile ilgili düşünceler de kendini açık eder. Bu süreç ise çeşitlemeler üretmek için farklı yollar sunar. Böylece resimler arasında birbirini işaret eden bir dinamizm ortaya çıkmaya başlar. Her resim kendi inşa sürecini anlatır. Bir bütün olarak resimlerin tamamı ise kendi aralarında bir diyalog üretir ve bunu çeşitlilik ile sürdürür. Bu dil oluşturulurken geometrik formlar, renk, doku ve çizgiler kullanılmaktadır. Mekânlar ve nesneler bu unsurlar aracılığıyla bir tür iskelet ve deri yapısına indirgenmiştir. Bu yaratım sürecinin düşünce ve uygulama evreleri deneyseldir. Sonuçlar ise düşünce deneylerinin görsel kanıtları olarak da görülebilir.