Almanya Türklerinde başarı ve başarısızlığı kavramsallaştırmaya bağlı kişisel anlatımların aileye ve çevreye yansımasında geleneksel yapılar ile dünya görüşünün işlevsel analizi


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı A.B.D., Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2012

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: MEHMET AKİF KORKMAZ

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): NEBİ ÖZDEMİR

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu doktora tezinde Almanya Türklerinin sosyal ve kültürel yapıları araştırılmıştır. Aile geleneklerinin Almanya'daki yaşantıları üzerindeki etkileri, başarı ve başarısızlık deneyimlerine bağlı anlatılarından yola çıkarak incelenmiştir. Boş zamanları, eğlenceleri, ailesi ve sosyal çevreleri dünya görüşlerine bağlı olarak bu iletişim ağlarıyla biçimlenmektedir. Problemler karşısında aldıkları tutum ve onların çözümü için attıkları adımlar, içinde bulundukları geleneksel yapıların ve sahip oldukları dünya görüşlerinin etkilerini taşımaktadır. Üzerlerindeki bu etkinin belirlenmesi için onlarla yapılan konuşmalar, sohbetler ve anlatılar derlenmiştir. Toplanan malzemeler ve yerinde yapılan gözlemler, onların kendi olumlu veya olumsuz yaşam tecrübelerini yansıtmaktadır.Almanya Türkleri, elli yıl önce Türkiye'nin çeşitli yerlerinden yola çıkarak bir göç yaşamışlardır. Almanya'dan geri dönmeyerek kalıcı oldukları ülkeyi yurt edinmişlerdir. Bu yer değiştirmenin, yerleşmenin ve kültürleşmenin sonucunda Almanya'da farklı, yeni bir toplum doğmuştur. Göç kökenli toplum ile yerleşik toplum arasındaki etkileşim, her iki tarafı da değiştirmiştir. Türkiye'den Almanya'ya gelip burada yaşamaya başlamayla ortaya çıkan problemlerin çözüm biçimleri, onların Almanya Türkü olan kimliklerini oluşturmaktadır.Almancanın ve köken dilinin eğitimi, çevreyle kurduğu ilişkileri, okul ve meslek hayatı, emeklilik ve gündelik yaşamda karşılaştığı güçlükler, onların hayat tecrübeleridir. Geçici işçilikten kalıcılığa ve yurttaşlığa geçmeleri, her iki toplumun karşısına en temel problem olan kimlik meselesini ortaya çıkarmıştır. Almanya bu farklı kimliği tanımak için, demografik ihtiyaç olmasına rağmen isteksiz davranmaktadır. Göç kökenli Almanlar ile Almanyalı Almanları eşit yurttaş saymayan yasanın olması, aşılması gereken önemli bir handikaptır. Ülkenin eşitlikçi ve demokratik olmayan uygulamaları, göçmenlerin topluma uyumunu engellemektedir. Ayrıca opsiyon modeli vatandaşlık ve bitmeyen bir geçicilik, diğer göçmen gruplarınınkinden daha düşük bir statü doğurmaktadır. Oysa bu göç süreci, onların kalıcı olduklarını sosyal, kültürel, siyasî ve ekonomik göstergelerle beraber açıkça ortaya koymaktadır. En başından beri ayrımcı politikalarla onların burada geçici olmalarına yönelik çaba harcanmaktadır. Bunlar, onların Almanya'da siyasal ve sosyal alanlarda varlık göstermelerini geciktirmiş ve ülkeyle bütünleşmelerine engel olmuştur.Bu göç sürecinde, Almanya'nın Türkiye ile ilişkileri, bir sorunlar yumağına dönüşmüştür. Siyasî ve ekonomik gelişmeler, geçmişte yaşanan problemlere rağmen Türkiye'yle olan bağların güçlü bir biçimde sürdürülmesini gerektirmektedir. Farklılıklar ve kimliklere saygıya dayalı bir anlayış üzerine kurulacak güçlü ilişkiler, Almanya Türkleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Almanya ve Türkiye, bu hassas noktaları göz önüne alarak tutumlarını belirlemelidir. Almanya Türkleri de kendi başlarına tüm problemlerin altından kalkmanın mümkün olmadığını bilmelidir. Bugünkü problemlere geçmişin yaklaşımlarıyla çareler üretmek mümkün değildir. Almanya ile Türkiye, onlara rehberlik edip bu yeni yapılanmada destek vermelidir. Almanya Türkleri kimliğine uymayan hazır reçeteler yüzünden çalkantılar yaşamıştır. Kendi çözüm yollarının öne çıkması, son yıllardaki en önemli gelişmedir.Türkiye'den Avrupa'ya birkaç yıllığına geçici işçi olarak giden insanların çoğu geri dönmemiştir. Bu geri dönmeyen işçilerin, çocuk ve eşlerini yanlarına almaları neticesinde çeşitli Avrupa ülkelerinde bir yeni yaşam başlamıştır. Bu olguya bağlı olarak önceden beri kullanılan gurbetçi, yurtdışı adıyla birleşerek yurtdışı gurbetçileri olmuştur. Yurt içindekinden tamamen farklı olan bu gurbetçilik, zamanla Almancılık, bu gurbetçiler de Almancı olarak adlandırılmıştır. Bu onların yeni yeni oluşan kimliğine dair bir adlandırmadır. Bu kavramla onların içerdeki gurbetçilere benzemediklerine, bunun yanında yer ve yurt farklılıklarına işaret edilmiştir. Göçmenlerdeki değişimler, yurda geri dönmemeleri ve öte yandan yarım asırdan beri fizikî ve sosyal anlamda Türkiye ile bağlarını koparmamaları, Almancı kavramı yerine bu süreci daha net bir şekilde anlatan Almanya Türkleri kavramını doğurmuştur. Yabancılar, misafir-konuk işçiler, göçmen işçiler, göçmenler, göç kökenliler, Almanya Türkleri gibi elli yıllık süreçte anılmış tüm bu kavramlar, onların kimlik oluşumu problemlerini yansıtmaktadır. Yurtdışı gurbetçiliğinden Almancılığa, oradan Almanya Türklüğüne doğru gelişen, bu yeni kimliğin ağır sancıları henüz geçmiş değildir. Göç sonrası göçmenlerden oluşan sosyal tabaka, ne onlara biçilen elbiseye ne de biçme zamanına bağlıdır. Bu kimlik, başka bir yeri, yurt benimseyip belli bir süreden beri o coğrafyada hayatını sürdüren ve bu yolda şekillenen bir oluştur.