Hermeneutik gelenekten Frankfurt Okulu'na eleştirel bir unsur olarak refleksiyon


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe A.B.D., Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2015

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ERDAL İSBİR

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): AZİZ KURTULUŞ DİNÇER

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Frankfurt Okulu'yla özdeşleştirilen "eleştiri" düşüncesinin Hermeneutik Gelenekten hiç de uzak olmadığı kabulüne dayanan bu çalışma, refleksiyonun eleştirel işlevi ve kapsamına odaklanmaktadır. Çünkü hem eleştiri hem de hermeneutik anlama refleksif bir boyuta sahiptir. Çalışmanın ilk iki bölümünde ele alınan Hermeneutik Gelenek ile Frankfurt Okulu analizinin ortaya çıkardığı sonuç, refleksiyonun iki anlamda eleştirel işleve sahip olduğudur. İlkin eleştirel hermeneutik refleksiyon aracılığıyla "Ben", bir öz-bilinç kurarken, ikincil olarak, bunu gerçekleştirdiği anda toplumsal bir bilince açılmaktadır. Habermas ve Gadamer tartışmasıyla, işlev ve kapsamı bakımından derinleşen eleştirel hermeneutik refleksiyon, özgürleştirici bir yeti olarak öne çıkmaktadır. Bu yetiyi, hem benlik kurucu hem de uzlaştırıcı bir yeti olarak ortaya koyan Ricoeur için, yabancılaştırıcı mesafesinin yarattığı öz-bilinç hem bir açıklama modeli olduğundan teoriktir hem de "Ben"in kendisini yeniden hatırlaması ve yeniden kurması olduğundan pratiktir. Bu nedenle eleştirel hermeneutik refleksiyonun ikili boyutu, açıklama ile anlama ve teori ile pratik birlikteliğini içermektedir. Eleştirel hermeneutik refleksiyonun bu ikili boyutunun etik ve politik sonuçları konusunda Ricoeur'un suskunluğunu aşsalar da Apel, Rorty ve Taylor, teori ile pratik ve açıklama ile anlama arasındaki ayrımı benimsedikleri için Ricoeur'un anlatı teorisinin gerisindedirler. Eleştirel hermeneutik refleksiyonun nasıl oluyor da hem teorik hem de pratik olduğu sorusunun, henüz theoria-praksis ayrımının olmadığı ilk duruma geri dönülerek yanıtlanabileceği, çalışmanın son bölümünün temel iddiasıdır. Çünkü sınır, henüz sınırın olmadığı duruma giderek ortadan kaldırılabilir. Bu nedenle Antik Yunan'da site devletinin resmi bir temsilcisi olarak theoros'un theoria etkinliğinin analizi yapılmaktadır. Henüz felsefi theoria'ya dönüşmeyen bu etkinlik, theoros'ta trajik bir öz-bilinç yaratarak onu ortaklaştırmaktadır. Oysa felsefenin gelişmesiyle başlayan theoria-praksis ayrımı, theoria'yı bireyleri ortaklaştıran değil aksine onu diğerlerinden üstün kılan bir yaşam biçimine dönüştürmüştür. Yaşamın öznelerarası özüne dayanan hermeneutik refleksiyonun yarattığı bilinç anı, theoria etkinliğindeki gibi hem bir kayboluş ya da unutuşu içerdiğinden özneye verilidir hem de hatırlamayı içerdiğinden öznenin kendi yaratımıdır ve onun özüne aittir. Bu ikili boyut, öz-bilincin saf teorik bir refleksiyonla değil, daha ziyade dilsel, tarihsel ve tekil koşullara bağlı olan eleştirel bir refleksiyonla kurulduğunu ama bu öz-bilincin yalıtık bir bilinç değil aksine başka öznelerle uzlaşan, ortaklaşan bir kendinin-bilinci olduğunu göstermektedir. Bu hermeneutik öz-bilinç, yaşanmış olanın yani belirli olanın ufkunda, yeni bir anlam yaratmanın, yani ortaklaşmanın koşulu olduğundan, hiç de saf değildir. Anahtar Sözcükler Hermeneutik Gelenek, Frankfurt Okulu, eleştirel refleksiyon, hermeneutik refleksiyon, Vico, Herder, Ast, Schleiermacher, Dilthey, Heidegger, Horkheimer, Adorno, Marcuse, Gadamer, Habermas, Ricoeur, Apel, Rorty, Taylor.