Çam kese böceği, Thaumetopoea pityocampa (Dennis&Schiffer-Müller, 1775) ve Thaumetopoea wilkinsoni tams, 1924 (Lepıdopte-ra: Notodontidae), türlerinde ayrılma ve filocoğrafya


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Biyoloji A.B.D., Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2012

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: KAHRAMAN İPEKDAL

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): SELİM SÜALP ÇAĞLAR

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Türkiye'deki varlığı yaklaşık 200 yıldır bilinen çam kese böceği (ÇKB) ülkemizin neredeyse tüm kıyı şeridi boyunca yayılış göstermektedir. Uzun zaman ülkemizde tek bir ÇKB türünün bulunduğu ve bunun da Thaumetopoea pityocampa olduğu düşünülmüşse de son yıllarda yapılan çalışmalar ülkemizin büyük bir bölümünde T. wilkinsoni'nin bulunduğunu göstermiş; T. pityocampa'ya ise rastlanmamıştır. Bu tez çalışmasında Türkiye ve Kıbrıs'ta toplam 29 alanda örnekleme yapılmıştır. Çekirdeğe ait iki (ITS-1 ve fotoliyaz) ve mitokondriye ait bir genin (COI) baz dizilerini kullanarak yaptığımız bu çalışmada Türkiye'de her iki türün de bulunduğu ve aralarında bir melezleşmenin gerçekleştiği gösterilmektedir. Maximum likelihood, neighbor joining ve maximum parsimony yöntemleri kullanılarak ele alınan üç gen bölgesi için de filogeni ağaçları oluşturulmuştur. En yakın ortak ataya varma zamanları tüm mitokondriyel haplotipler ve türler için tahminlenmiş ve Bayes tabanlı yöntemler kullanılarak ayrılma zamanları hesaplanmıştır. Bu hesaplamalara göre iki tür birbirinden yaklaşık olarak 6 milyon yıl önce ayrılmış gibi görünmektedir. Bu ayrılma sürecinin Mesinyen Krizi ile ilgili olabileceği düşünülmektedir. Bunun dışında ortaya çıkan haplotip örüntüleri de Anadolu'daki ÇKB populasyonlarının dağılımında etkili olan filocoğrafi süreçler hakkında bilgi vermektedir. Bu bağlamda örneğin Anadolu Diyagonali ÇKB populasyonlarının genetik yapılanmasında önemli olmuş bir coğrafi engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma ÇKB'nin söz konusu iki türünün doğada karşı karşıya geldiğini ve bu karşılaşmaya asimetrik ve güncel olmayan bir melezleşme sürecinin de eşlik ettiğini gösteren ilk çalışma olması bakımından önemlidir.