Türkiye-Macaristan ilişkileri (1920-1945)
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2016
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: EMRE SARAL
Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): AYTEN SEZER ARIĞ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:I. Dünya Savaşı'nda müttefik olarak savaşan Osmanlı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarının yıkılmasının ardından kendi millî devletlerini kuran Türkiye ile Macaristan, 1920'li yılların başından itibaren karşılıklı temasa geçmişlerdir. I. Dünya Savaşı sonrasından başlayarak II. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar süren dönemde iki ülke arasında siyasî, iktisadî ve kültürel ilişki kurulmuştur. Türk Kurtuluş Savaşı esnasında dış destek arayışındaki Ankara Hükümeti'nin Macarlarla kurduğu cılız temasların ardından, Lozan Barış Konferansı sırasında Macar hükümeti, Ankara nezdinde yarı resmi diplomatik girişimde bulunmuştur. Macar hükümeti, bir temsilcisini gizli siyasî müzakereler yapması amacıyla Anadolu'ya göndermiştir. İlişkilerin Başlangıç Dönemi (1920-1923) olarak adlandırılabilecek bu aşaması, yeni Türk devletinin bağımsızlığını kazanmasının ardından iki ülke arasında 18 Aralık 1923 tarihinde bir dostluk antlaşmasının imzalanmasıyla yeni bir döneme girmiştir. Uzlaşma Dönemi'nde (1924-1928) ülkelerindeki iç siyasî ve sosyoekonomik reformlara yoğunlaşan Türkiye ve Macaristan, 1928 yılında başlattıkları müzakerelerin sonucunda 1929 senesinde bir saldırmazlık ve tahkim antlaşması imzalamışlardır. Macaristan'ın müttefiki ve Balkanlar ile Orta Avrupa'ya nüfuz etmek isteyen İtalya, bu antlaşmanın ortaya çıkışında rol oynamıştır. Dünya ekonomik kriziyle beraber yaşanan konjonktürel değişim, başta İtalya ve Fransa olmak üzere büyük devletlerin Orta Avrupa ve Balkan coğrafyasındaki nüfuz mücadelesi, bölge aktörlerinin birbirleriyle ittifak kurmaya yönelik çabaları ve Macaristan'ın toprak revizyonu talebini artık daha yüksek bir sesle dile getirmesi siyasî açıdan iki ülke arasındaki en yakın ilişkilerin yaşandığı Samimiyet Dönemi (1929–1933) şekillendiren gelişmelerdir. Bu dönemde, komşularıyla sorunlarını çözen ve bölgedeki statükonun devamını savunan Türkiye, Balkan Antantı'nın kuruluşunda öncü rol oynamıştır. Başlangıçta İtalya'nın desteğini alarak uluslararası siyasette yer edinmeye çalışan Macaristan ise, Almanya'da 1933 yılında Hitler'in iktidara gelmesiyle birlikte ekonomik ve siyasî açıdan bu ülkenin nüfuz eksenine doğru kaymaya başlamıştır. Bu noktadan itibaren Türkiye ile Macaristan'ın dış siyasetlerinde ortak bir çıkarı kalmamış; bu durum iki ülke ilişkilerinde bir soğumaya neden olmuştur. Mesafe Dönemi (1934-1939) olarak adlandırılabilecek bu sürecin sonunda Macaristan Trianon Antlaşması ile kaybettiği toprakların bir kısmına sahip olarak revizyonist hedefine ulaşmıştır; fakat daha sonra Almanya'nın yanında kendisini felakete sürükleyen II. Dünya Savaşı'na girmek zorunda kalmıştır. II. Dünya Savaşı (1939-1945) sırasında Türkiye ile Macaristan arasında bir savaş hali olmamış; diplomatik ilişkiler Sovyet ordusunun Macaristan'da kontrolü sağladığı 1 Nisan 1945 tarihine kadar kesintisiz olarak sürmüştür. Savaş yanlısı ve savaş karşıtı Macar devlet adamlarının ve ülkenin ileri gelen isimlerinin bir kısmı ülke siyasetine yön verebilmek için hem Türk hükümetinin desteğini kazanmak istemişler; hem de Türkiye üzerinden bazı girişimlerde bulunmuşlardır. 1944 senesinde Macaristan'ı işgal eden Alman kuvvetlerinden kaçan Başbakan Miklós Kállay, Budapeşte Elçisi Şevket Fuat Keçeci tarafından himaye edilmiştir. Siyasî ilişkilerin öne çıkan noktaları şunlardır: Lozan Barış Konferansı sırasında Macar temsilcinin Anadolu'ya gelişi, 1920'li yılların sonunda iki ülkenin yakınlaşması için İtalya'nın arabuluculuk yapması; Balkan siyasetinin iki ülke ilişkilerine etkisi ve Türkiye'nin Macaristan'ı Sovyet Rusya ile diplomatik ilişki başlatması için devamlı surette teşvik etmesi. Türkiye ile Macaristan arasındaki iktisadî ilişkiler yatırım, iş gücü ve ticaret alanlarında gerçekleşmiştir. I. Dünya Savaşı'nın sonunda Habsburg dönemindeki ekonomik faaliyetlerini sürdürdüğü hammadde, sermaye ve işgücünden yoksun kalan Macaristan, bunu telafi etmek için yeni iktisadî temaslar kurmak istemiştir. Yeni kurulan Türk devleti ise, ülkenin imarı için erken Cumhuriyet döneminde yabancı yatırımcıyı ve iş gücünü Anadolu'ya davet etmiştir. Macar sermayesi, 1920'li yıllarda çeşitli sebeplerden ötürü Türkiye'de varlık gösterememiştir. 1930'lu yıllardan itibaren ise Türk hükümetinin devletçilik siyaseti ve uygulamaya koyduğu kalkınma planları çerçevesinde, kendi hükümetleri tarafından sübvanse edilen Macar şirketlerinin Türk devlet kurumlarından şehirlerin altyapı, elektrik, askerî santral ve fabrika tesisleri gibi taahhütlü işlerini almaya başlamışlardır. 1920'li yıllardan itibaren ülkelerindeki yüksek işsizlik oranları ve siyasî sebeplerden ötürü haricî memleketlere göç eden aralarında vasıfsız işçilerin mühendislerin bulunduğu çok sayıda Macar'ın Türkiye'ye gelerek çalışmaları iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin diğer bir sütununu oluşturmuştur. Bu işçiler, yaşadıkları çeşitli sorunlara rağmen Anadolu şehirlerinin imarına katkıda bulunmuşlardır. 1920'li yılların ikinci yarısında bu işçilerden bir kısmı komünizm propagandası yaptıkları gerekçesiyle sınır dışı edilmiştir. Devletçilik siyaseti kapsamında 1932 senesinde çıkarılan bir yasa uyarınca, Türk vatandaşı olmayan kişilerin bazı meslek gruplarında çalışmalarına müsaade edilmemiş, böylece 1935 senesi itibarıyla marangoz, dülger, çilingir, duvarcı ustası, tesisatçı gibi Macar meslek sahipleri, Türkiye'deki işlerini bırakarak ülkeden ayrılmak zorunda kalmışlardır. Bu seneden itibaren sadece aynı kanun uyarınca Bakanlar Kurulu'nun izniyle görevlendirilmiş olan uzman ve mühendis statüsündeki Macarların Türkiye'de çalışmasına müsaade edilmiştir. Diğer ülkelerle kıyaslandığında istatistiksel olarak büyük bir niceliğe sahip olmasa da Türkiye ile Macaristan arasındaki ticarî ilişkilerin nitelik açısından zengin olduğu söylenebilir. 1920'li yıllarda daha ziyade tarım ürünlerinin alışverişi üzerine yoğunlaşan ticarî faaliyetler Türkiye'nin kalkınmasına paralel olarak endüstriyel kalemlere ve makineleşmeye doğru bir kayış göstermiştir. 1929 Dünya Ekonomik Krizi, Türkiye ile Macaristan'ın aralarındaki ticaret hacmi üzerinde de etkisini göstermiş; Macarların Türkiye'ye yönelik ihracatında sert düşüş yaşanmıştır. Türkiye ile Macaristan'ın ticarî ilişkisi II. Dünya Savaşı sırasında da devam etmiştir. Trianon Antlaşması'nın ağır hükümlerinin baskısını azaltmak isteyen Macar hükümeti, kültürel diplomasi yoluyla uluslararası toplumda itibar kazanmak istemiştir. Macar hükümeti Türkiye ile olan ilişkilerinde kültürel diplomasiye özel önem vermiştir. Bu bağlamda, Türkler ile Macarlar arasında 19. yüzyılın ortasından itibaren gelişmiş olan karşılıklı sempatiye vurgu yapılmıştır. Türkiye'ye gelen Macar işçilerin ve uzmanların yeni Türk devletinin çağdaşlaşmasına özellikle tarım alanında katkıda bulundukları görülmüştür. Bunun yanı sıra, iki ülke arasında karşılıklı tetkik seyahatleri, öğrenci mübadelesi, edebî tercüme faaliyetleri hükümetler tarafından teşvik edilmiştir. 1936 yılında Ankara'da yeni açılan Dil Ve Tarih-Coğrafya Fakültesi bünyesinde bir Hungaroloji Enstitüsü kurulmuştur. Müzik de iki ulusun yakınlaşmasında önemli rol oynamıştır.