Varoluşçuluğun fenomenolojiyle temellendirilmesi üzerine


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe A.B.D., Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2013

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: FAHRETTİN TAŞKIN

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): ÇETİN TÜRKYILMAZ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

İnsan her zaman felsefenin içinde yer almıştır. Ancak neredeyse hiçbir felsefi disiplininin varoluşçuluk kadar insanı sistematik olarak düşünmenin odağına yerleştirmediği söylenebilir. Varoluşçu diye nitelenen düşünürler, Husserl'in kesin, apaçık, aracısız olarak özlere varmak amacıyla kurduğu fenomenolojiyi, daha çok insanın 'özüne' işaret eden varoluşunun soruşturulması amacıyla başvurmuşlardır. Husserl'e göre fenomenler, özlerini ifşa ederler; öyleyse sorun onların özlerinin nasıl görülenebileceği, daha doğrusu özlerin bilinçte nasıl kurulduğudur. Bunun cevabını ise, Husserl hayatı boyunca 'kurmaya' çalıştığı 'kesin bir bilim' olan fenomenolojiyle vermeye çalışmıştır. Şunu da söylemek gerekir ki, Husserl'e göre fenomenler özlerini ifşa ediyorlarsa da, özler tüketilemezdir ve bu bakımdan betimleme sonsuzdur. Varoluşçu diye nitelenen Heidegger ve Sartre, insanın diğer varolanlar türünden bir varolan olmadığını, bu bakımdan özünün görülenmesinin daha farklı bir soruşturma gerektiğini düşünmüşlerdir. İnsanın 'belirli' bir özü yoktur, onun özü varoluşundadır ve fenomenoloji bu özü ortaya çıkarmalıdır. Husserl'in betimlemenin sonsuz olduğu ve fenomenlerin özlerinin tüketilemezliğine dair düşünceleri, insan söz konusu olduğunda çok daha kritik bir önem arz eder. Zira insan alelade bir varolan değildir. Heidegger ve Sartre'a göre o, öncelikle bir dünya içindedir; Varlık, Zaman ve Hiçlikle bağı vardır. Bu çalışmada, varoluşçuluğun fenomenolojiyle temellendirilmesinde insanın varoluşunun ve böylece özünün fenomenolojiyle ortaya çıkarılabilmesinin olanağı incelenmiştir. Bu, fenomenoloji ve varoluşçuluk arasındaki ilişkinin araştırılması demektir. İnsan söz konusu olduğunda fenomenoloji ve varoluşçuluk arasında bir çelişki mi, yoksa bir uyum mu ortaya çıkmaktadır? Bunun için birinci bölümde, Husserl'in fenomenolojisi, onun indirgeme, epokhe, yönelimsellik, tamalgı, çağrışım, kurma vb. temel kavramları bağlamında ele alınarak, fenomenlerin bilinçte 'kuruluşu' açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, Heidegger'in fenomenolojiyi Dasein ve Varlık ilişkisi bağlamında soruşturması ele alınmıştır. Heidegger, her ne kadar Dasein çözümlemesini Varlığın anlamını soruşturmak amacıyla gerçekleştirmişse de, bu çalışmada, onun düşüncelerinden varoluşçuluğun fenomenolojiyle ilişkisi bağlamında yararlanılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, genel olarak Sartre'ın bilinç ve kendinde-varlık alanları hakkındaki görüşleri ele alınmıştır. Sartre, bu iki varlık alanının birbirinden tamamen farklı olduğunu tasarlamasına rağmen, onların yine de ilişkiye geçtiklerini düşünmektedir. Burada, söz konusu ilişkinin nasıl mümkün olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Bu, bir anlamda