XIX. yüzyılda Nusayriler: Arap Alevileri
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih A.B.D., Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2012
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: İLKER KİREMİT
Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): MEHMET ÖZDEN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Ebû Şuâyib Muhammed b. Nusayr`ın Onbirinci İmam Hasan el-Askerî`nin ve daha sonra onun oğlu kayıp imam Muhammed b. el Askeri (mehdi)`nin bâbı olduğunu savunan Nusayriler, kendilerine özgü Şii-batıni inanç anlayışı teşkil etmişlerdir. Nusayri inanç anlayışına göre Tanrı, kendini farklı dönemlerde maddi dünyada göstermiştir. Tanrının maddi dünyada son temsiliyeti ise Ali b. Ebitalib şeklinde olmuştur.Yavuz Sultan Selim`in 1517 yılında Suriye`nin kontrolünü ele geçirmesinden sonra Osmanlı egemenliği altına giren Nusayriler, XIX. yüzyıla gelindiğinde, Lazkiye`nin özellikle Cebel-i Nusayri bölgesi ve çevresinde aşiretler halinde bulunuyorlardı. Bu bölgeden başka ayrıca Lazkiye`nin sahil kesimindeki köylerde, Antakya ve Çukurova bölgelerinde de yaşıyorlardı. Bu dönemde Cebel bölgesindeki Nusayri aşiretleri arasında arazi anlaşmazlığı gibi nedenlerden dolayı kanlı çatışmalar yaşanmaktaydı. Diğer taraftan, bölgedeki Nusayriler yüzyılın başlarından beri vergilerini ödememeleri, askerlik vazifesine muhalefet etmeleri ve eşkıyalık hareketleri nedeniyle devletle çatışma içerisine bulunuyorlardı.XIX. yüzyılın sonlarına doğru Batılı devletlerin, bölgedeki çıkarları paralelinde misyoner faaliyetleri de artmaya başlamıştı. Misyonerlerin başta Nusayriler olmak üzere bölgedeki farklı inanç kesimleriyle kurduğu münasebetleri, Osmanlı bir tehdit unsuru olarak görüp engellemeye çalışmıştır. Devlet aynı zamanda bu faaliyetlerin önüne geçmek isterken Nusayrilere karşı siyasi tutumunu değiştirmeye başlamıştır.II. Abdülhamit'in yeni İslamcılık fikri, Nusayrilerle kurulmak istenen yeni ilişkinin ideolojik arka planını oluşturuyordu. Devletin Hanefi mezhebine dayalı resmi İslam ideolojisinden hareketle Nusayrilerle kurulmak istenen bu ilişki, onların Sünni İslam`ı benimsemelerine yönelik bir amaç taşımaktaydı. Böylece misyoner çalışmaların önüne geçileceği gibi, Nusayrilerin Osmanlı'ya olan bağlılıkları da güçlendirilmiş olunacaktı. Nusayriler ise, gerek misyonerlerin sunduğu imkanlar, gerekse devletle olan ilişkilerinde yaşanan değişimin sağlayacağı avantajlar çerçevesinde ?daha iyi yaşam imkanları sağlama? niyetiyle takiyyeye başvurma yoluna gitmişlerdi.Bu çerçeve içerisinde, Nusayrilerin etnik kimlikleri ve ortaya çıkışlarından XIX. yüzyıla kadar olan tarihsel gelişim sürecini işledikten sonra sahip oldukları inanç, ritüel ve temel prensipler üzerinde durmaya çalıştık. Daha sonra, Nusayrilerin XIX. yüzyıldaki genel durumlarından hareketle siyasi iktidarlarla yaşadıkları ilişkileri değerlendirdik. Son olarak da, Nusayriler arasında yaşanan misyoner faaliyetlerine karşı özellikle II. Abdülhamit`ten itibaren devletin İslamcılık politikası ışığında Nusayrilerle kurulmak istenen yeni münasebeti ele almaya çalıştık.