Rethinking Utopia as Dystopia: Arthur C. Clarke's childhood's end and Robert Graves's Seven Days in new crete


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İngiliz Dili ve Edebiyatı A.B.D., Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2016

Tezin Dili: İngilizce

Öğrenci: ECE ÇAKIR

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): ALEV KARADUMAN

Özet:

Daha iyi bir yaşam şekli arayışı doğrultusunda ortaya çıkan bir yazın türü olan ütopya kurgusu, uyum, mutluluk, adalet ve özgürlük konularında mükemmelleştirilmiş bir uyum içinde çalışan sosyoekonomik ve politik sisteme sahip, ideal ve hayali bir toplum kurulmasına odaklanmaktadır. Fakat bu pastoral sisteme daha yakın bir bakış kusursuzluğun ve özgürlüğün sadece görünüş olduğunu; temeldeyse bu metinlerin totaliter bir sistem ve baskıcı kurumları ile kontrol ve disipline edilen birer toplumu anlattığını göstermektedir. İdeal sistemin karşıtı olan distopya, bu totaliter sistemin içinde her konuda ezilmekte olan bireyleri ve istenmeyen, hatta korkutulan toplumları kurgulamaya odaklanmaktadır. Distopya, mükemmel bir toplum illüzyonunun arkasında, totaliter bir yönetim ve baskıcı kontrol ile idare edilen bir yer veya durumu göstermektedir. Bu tezin odağı olan iki eleştirel ütopya örneklerinde görülebileceği gibi, distopyalar mevcut durumu eleştirmeyi amaçlar. Yazınlar, bireyin baskıcı rejim tarafından empoze edilen disiplin ve cezalandırma yöntemleri ile bireysel gücünden arındırıldığı, barış ve uyumluluk atmosferi altında gizlenen karanlık ve acımasız bir sistem göstermektedir. Buna bağlı olarak, ütopyaları yeniden düşünmek göstermektedir ki kusursuz görünüşlerinin ardında ütopyalar hem kuruluş hem de ilerlemeleri dahilinde distopik olan kusurlu sistemlerdir. Michel Foucault'nun yönetim, güç ve kontrol kavramlarında görüldüğü gibi, disiplin, cezalandırma, ve şiddet yöntemleri kullanan totaliter rejim, toplumda en üst kontrolü ele geçirmek için bireylerin kimliğini yeniden oluşturmayı hedefler. Bu bağlamda, ütopyalarda yönetimin oluşturulması, güç ve sınıfların hiyerarşisi, ve bireyin güç ilişkileri kapsamındaki durumu distopyalara dönüşmektedir; fakat distopyalarda beyin yıkama ve disiplin korku ve şiddet üzerinden uygulanmakta iken ütopyalarda bu süreç üstü kapalı bir şekilde işlemektedir. Buna bağlı olarak yirminci yüzyılın kayda değer ütopya romanlarından Arthur C. Clarke'ın Son Nesil (1953) ve Robert Graves'in Yeni Girit'te Yedi Gün (1949) adlı romanları, yüzeyde ideal toplumları anlatırken aslında cezaevi benzeri, şiddetli bir şekilde kontrol altında tutulan ve bireylerin baskı altında yönetimin bir nesnesi haline düşürüldüğü distopyalar olarak okunabilir; ve bu şekilde Foucault'nun güç ve kontrol teorileri ile karşılaştırılabilir. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı, Arthur C. Clarke'ın Son Nesil ve Robert Graves'in Yeni Girit'te Yedi Gün adlı romanlarını Foucault'nun totaliter rejim ideolojisi, güç, disiplin ve kontrol kavramları ışığında incelemek ve bu romanlar görünüşte ütopik fantezileri yansıtmaktayken, yönetimin oluşturulması, güç ve sınıfların hiyerarşisi, bireyin durumu, sosyal düzeni ve uyumu oluşturmakta kullanılan disiplin ve kontrol bağlamında distopik özellikleri gösterdiğini açıklamaktır. Bu anlamda, ütopyaların yeniden düşünülmesi, ütopyaların aslında gerçek distopik özelliklerini ideal toplumun uyumlu ve barışçıl görüntüsü altında sakladığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Arthur C. Clarke, Childhood's End, Robert Graves, Seven Days in New Crete, ütopya, distopya, bilim kurgu, Foucault, disiplin, cezalandırma, kontrol.