Bıyığın İktidarı: Tahsin Yücel ve Emmanuel Carrère’de Erkeklik, Beden ve Cemaat


SIMSEK B.

Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi , cilt.9, sa.3, ss.2039-2051, 2015 (TRDizin)

  • Yayın Türü: Makale / Tam Makale
  • Cilt numarası: 9 Sayı: 3
  • Basım Tarihi: 2015
  • Doi Numarası: 10.34083/akaded.1703666
  • Dergi Adı: Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi
  • Derginin Tarandığı İndeksler: TR DİZİN (ULAKBİM)
  • Sayfa Sayıları: ss.2039-2051
  • Hacettepe Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Bu çalışma, Tahsin Yücel’in Bıyık Söylencesi ve Emmanuel Carrère’in La Moustache adlı romanlarını karşılaştırmalı olarak inceleyerek, “bıyık” imgesi üzerinden erkeklik, toplumsal aidiyet ve iktidar ilişkilerini tartışmaktadır. Bıyık, her iki metinde de yalnızca fiziksel bir unsur değil; erkekliğin görünürlüğünü sağlayan, toplumsal cemaatin sürekliliğini destekleyen ve normatif kimlik yapılarını pekiştiren sembolik bir göstergedir. Benedict Anderson’ın hayali cemaat kuramı, Michel Foucault’nun mikro-iktidar ve biyopolitika kavramları, R.W. Connell’in hegemonik erkeklik kuramı ve Judith Butler’ın toplumsal cinsiyetin tanınma rejimlerine dair yaklaşımı doğrultusunda yapılan analiz, erkekliğin bedensel semboller aracılığıyla nasıl inşa edildiğini ve bu sembollerin yokluğu ya da inkârı durumunda öznenin kimliğinin nasıl çözüldüğünü edebi temsil düzleminde incelemektedir. Bu bağlamda çalışma, erkekliğin sabit bir öz değil, kırılgan ve toplumsal olarak onay bekleyen bir performans olduğunu ortaya koymaktadır.
This study compares Tahsin Yücel's Bıyık Söylencesi and Emmanuel Carrère's La Moustache, discussing masculinity, social belonging, and power relations through the image of the moustache. In both texts, the moustache is not merely a physical feature; it is a symbolic signifier that renders masculinity visible, supports the continuity of the social community, and reinforces normative identity structures. Benedict Anderson's theory of imagined communities, Michel Foucault's concepts of micro-power and biopolitics, R.W. Connell's theory of hegemonic masculinity, and Judith Butler's approach to regimes of recognition of gender. In this context, the study reveals that masculinity is not a fixed essence, but rather a fragile performance that awaits social approval.