Our study is structured around two main axes. First, it examines how the balance between freedom of expression and genocide denial laws has been established in international human rights law following the European Court of Human Rights’ (ECtHR) landmark Perinçek decision. This analysis is conducted in light of na- tional and international court rulings, particularly focusing on the denial laws and relevant judicial decisions enacted in Bosnia and Her- zegovina and Rwanda. In this context, it evaluates the adequacy of the dichotomy produced by the ECtHR’s distinction between “fac- tual statements and value judgments” in categorizing statements that are alleged to deny genocide. Secondly, it questions the neces- sity of regulating genocide denial as a separate criminal category, considering that discriminatory and hate speech can currently be punished under hate crime legislation. Ultimately, it will be argued that statements which do not contain hate and are legal analyses regarding historical events alleged to constitute genocide should be protected under freedom of expression, and that there is no need to establish a separate category of crime for such statements.
Çalışmamız iki ana eksende şekillenmiştir: İlk olarak Av- rupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü yönünden mi- henk taşı niteliğinde olan Perinçek Kararı sonrasında, uluslararası insan hakları hukukunda ifade özgürlüğü ve soykırım inkârı yasala- rı arasındaki dengenin nasıl sağlandığı incelenmiştir. Bu inceleme, özellikle Bosna-Hersek ve Ruanda’da yürürlüğe giren inkâr yasaları ve ilgili yargı kararlarına dayandırılmış ve ulusal, uluslararası mah- keme kararları ışığında ele alınmıştır. Bu bağlamda AİHM’in ortaya koyduğu “maddi olgu-değer yargısı” ayrımının doğurduğu dikoto- minin, soykırımı inkâr eder nitelikte olduğu iddia edilen söylemlerin kategorizasyonunda ne ölçüde yeterli olduğu analiz edilmiştir. İkinci olarak, ayrımcı ve nefret içerikli söylemlerin hâlihazırda nefret suçla- rı kategorisi altında cezalandırılabildiği dikkate alındığında, soykırım inkârının ayrı bir suç kategorisi olarak düzenlenmesinin gerekliliği sorgulanmıştır. Sonuç itibarıyla, nefret içermeyen, soykırım teşkil et- tiği iddia edilen tarihi olaylar ile ilgili yapılan hukuki analiz niteliğinde- ki söylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında korunması gerektiği ve bu tür söylemler için ayrı bir suç tipi oluşturulmasına gerek olmadığı tezi savunulacaktır.