Impossible Love as a “Simulation of Loss”: Melancholy and the Refusal to Grow Up in Our Grand Despair


Creative Commons License

ÖZTÜRK E.

Nesir: edebiyat araştırmaları dergisi, no.10, pp.199-218, 2026 (TRDizin)

Abstract

This study examines Barış Bıçakçı’s novel Bizim Büyük Çaresizliğimiz (Our Grand Despair, 2004) through Giorgio Agamben’s text “The Lost Object” (2007). After tracing the evolution of melancholy from Sigmund Freud to Agamben, the novel is analyzed specifically within the framework of the “lost object.” The study argues that Ender and Çetin’s love for Nihal is not merely a classic impossible romance but a simulation where the actual loss—childhood and innocence—is screened by a concrete substitute. Serving as a proxy for this unmournable loss, Nihal creates a phantasm that ensures the duo’s closed-off private worlds are maintained against the threat of reality. Consequently, the state of “grand despair” is associated not with the inability to attain the beloved, but with the futility of strategies developed against the flow of time by characters resisting adulthood. By focusing on the retrospective nature of the protagonists' friendship and Nihal’s position within it, this work aims to contribute to the existing literature, by also drawing on current evaluations.
Bu çalışmada, Barış Bıçakçı’nın Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2004) romanı, Giorgio Agamben’in melankoli kavramına kendi yorumunu kattığı “Kayıp Nesne” (2007) metni temelinde ele alınmıştır. Bu doğrultuda, Sigmund Freud’dan başlayarak kavramın farklı düşünürler nezdindeki evrimi incelenmiş, ardından Giorgio Agamben’in “kayıp nesne” değerlendirmesine odaklanılarak roman bu kavram ekseninde analiz edilmiştir. Çalışmanın temel tezi; romanın erkek karakterleri Ender ve Çetin’in kadın karakter Nihal’e duydukları aşkın, klasik bir imkânsız aşk hikâyesi olmaktan öte, asıl kaybın—yani çocukluğun ve masumiyetin yitiminin—bir başka somut kayıpla perdelendiği bir simülasyon hâli olduğudur. Bu dile getirilemeyen ve yası tutulamayan kaybın ikamesi olan Nihal, kendisine duyulan arzunun imkânsızlığı nedeniyle, ikilinin dışa kapalı azınlık dünyalarının gerçekliğin tehdidi olmadan sonsuza dek sürdürülmesini sağlayacak bir illüzyon (fantazma) hâli yaratır. Bu bağlamda romana adını veren “büyük çaresizlik” durumu, sevilen kadına kavuşamamanın, ona duyulan imkânsız bir aşk hikâyesi olmanın ötesinde, yetişkin olmaya ve büyümeye direnen bu iki karakterin, zamanın akışına karşı geliştirdikleri stratejilerin sonuçsuzluğuyla ilişkilendirilmiştir. Çalışmada tüm bu argümanları desteklemek amacıyla Ender ve Çetin’in dostluğuna, aralarındaki ilişkinin geçmişe dönük niteliğine ve Nihal’in hayatlarına girdikten sonra bu ilişkideki konumuna odaklanılmıştır. Bu iddialarla yola çıkan çalışma, romanla ilgili mevcut değerlendirmelerden de yararlanarak literatüre özgün bir katkı yapmayı hedeflemektedir.