The Resilient City's Dilemma: The Role of Housing and Public Services in Converting Economic Capital into Social Solidarity


Coşkun S.

Kütahya III. Ulusal Sosyolojisi Sempozyumu, Kütahya, Turkey, 23 - 24 October 2025, (Summary Text)

  • Publication Type: Conference Paper / Summary Text
  • City: Kütahya
  • Country: Turkey
  • Hacettepe University Affiliated: Yes

Abstract

Mega-disasters, such as the February 6, 2023 earthquakes, compel 21st-century cities to reconsider their urban resilience and social solidarity mechanisms. While post-disaster recovery often prioritizes resource distribution, the conversion of these resources into social ties and the dynamics of mobilization strategies are frequently overlooked. The critical issue in this context is not the mere availability of resources, but their accessibility and activatability during a crisis. Drawing on Bourdieu's theory of capital, this study examines the complex role of two fundamental components of resilience—structural resilience (safe housing) and social services (public capacity)—in mediating the conversion of economic capital into social support networks among survivors in Hatay.

Using Structural Equation Modeling (SEM) complemented by Explainable Artificial Intelligence (XAI), the study analyzes the impact of economic resilience on perceived primary (family, immediate circle) and institutional (state, municipality) social support. Our central finding reveals that while economic capital positively influences both support types, its conversion is complicated by the "competitive mediation" of two core urban mechanisms that operate in opposition:

  1. The Insulation Effect: High structural resilience (safe housing) strengthens primary social networks but, conversely, diminishes the perceived need for institutional support. Secure housing effectively "insulates" individuals from state-led mechanisms.
  2. The Compensation & Substitution Effect: While accessible, high-quality social services strongly enhance perceptions of institutional support, they unexpectedly exert a negative impact on primary networks like family and close circles by reducing their functional necessity. Public services thus appear to "compensate" for or "substitute" the role of these intimate ties.

These opposing mediation effects are corroborated by machine learning models, which confirm that each support type follows a distinct logic. Primary social support is largely shaped by an "Accumulation Model," where an individual's own economic and physical capital is amassed. In contrast, institutional social support is formed through a "Compensation Model" operating between an individual's physical capital and public services.

These findings demonstrate that building resilient cities requires a holistic strategy that goes beyond one-dimensional interventions (e.g., merely building houses or distributing aid). It is essential to develop balanced policies that understand and navigate the tension between these two mechanisms, integrating housing and infrastructure investments with community-based social programs to enhance individual capacities without weakening institutional ties.

21. yüzyıl kentleri, 6 Şubat 2023 depremleri gibi mega-felaketler karşısında, kentsel dayanıklılık ve toplumsal dayanışma mekanizmalarını yeniden düşünmek zorunda kalmaktadır. Afet sonrası toparlanma, genellikle kaynakların dağıtımına odaklanırken, bu kaynakların toplumsal bağlara nasıl dönüştüğü ve hareket stratejisinin doğası sorusu sıklıkla göz ardı edilmektedir. Bu çerçevede en kritik sorun; kaynakların sadece mevcudiyeti (availability) değil, aynı zamanda onlara erişilebilirliği (accessibility) ve kriz anında harekete geçirilebilirliği (activatability) düzleminde yaşanmaktadır. Kaynaklara sahip olmak, afet gibi kriz anlarında kent çerçevesinde sadece sahiplikle değil, erişim ve aktive edilebilirliği de içerisinde barındıran komplike bir çerçevede şekillenmektedir. Çalışma, tam bu noktadan hareketle dirençli kentlerin iki temel unsuru olan “yapısal dayanıklılık” (güvenli konut) ve “sosyal hizmetler”in (kamusal kapasite), afetzedelerin ekonomik sermayelerini sosyal destek ağlarına dönüştürme sürecindeki karmaşık rolünü Hatay örneklemi üzerinden incelemektedir.

Pierre Bourdieu’nün sermaye kavramsallaştırmaısndan hareketle, çalışmamız ekonomik güvencenin sosyal dayanışmaya dönüşümünü şekillendiren kentsel mekanizmaları merkeze almaktadır. Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) ve bu modeli tamamlayan Açıklanabilir Yapay Zeka (XAI) analizleri kullanılarak, ekonomik dayanıklılığın birincil (aile, yakın çevre) ve kurumsal (devlet, belediye) sosyal destek algıları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Modelin temel bulgusu, ekonomik dayanıklılığın her iki destek türünü de pozitif yönde etkilediği, ancak bu etkinin sosyal desteğe dönüşümünün, iki temel kentsel mekanizmanın "rekabetçi aracılık" (competitive mediation) rolüyle karmaşık bir hal almasıdır. Analizler, bu iki mekanizmanın birbiriyle çelişen ve zıt yönlü çalıştığını ortaya koymuştur:

  • "Yalıtım Etkisi" (Insulation Effect): Yüksek yapısal dayanıklılık (güvenli konut), bireylerin birincil sosyal ağlarını güçlendirirken, aynı zamanda onların kurumsal desteğe olan ihtiyacını veya talebini anlamlı şekilde azaltarak negatif bir etki yaratmaktadır. Daha iyi konut koşulları, bireyleri kurumsal mekanizmalardan "yalıtan" doğal bir işleve sahiptir.
  • "Telafi ve Yerine Geçme Etkisi" (Compensation & Substitution Effect): Erişilebilir ve kaliteli sosyal hizmetler, beklendiği gibi kurumsal destek algısını güçlü bir şekilde artırmaktadır. Ancak aynı zamanda, bireylerin aile ve yakın çevre gibi birincil destek ağlarına olan fonksiyonel ihtiyacını azaltarak bu destek türü üzerinde beklenmedik bir negatif etki göstermektedir. Kamu hizmetleri, birincil ağların rolünü kısmen "telafi etmekte" veya onların "yerine geçmektedir".

Bu zıt yönlü aracılık etkileri, her bir sosyal destek türünün farklı bir mantıkla çalıştığını gösteren makine öğrenmesi modelleriyle de doğrulanmıştır. Birincil sosyal destek, büyük ölçüde bireyin kendi ekonomik ve fiziki sermayesinin biriktiği bir "Birikim Modeli" ile şekillenirken; kurumsal sosyal destek, bireyin fiziki sermayesi ile kamusal hizmetler arasında bir "Telafi Modeli" ile biçimlenmektedir.

Bu bulgular, dirençli kent inşasının, tek boyutlu müdahalelerin (sadece konut yapmak veya sadece sosyal yardım dağıtmak) ötesinde, bu iki mekanizma arasındaki gerilimi anlayan bütüncül bir strateji gerektirdiğini göstermektedir. Konut ve altyapı yatırımları, topluluk temelli sosyal programlarla entegre edilerek, bir yandan bireylerin kendi kapasitelerini artırırken diğer yandan kurumsal bağları zayıflatmayan dengeli politikalar geliştirilmelidir.