100/100 Deleuze Sempozyumu, Ankara, Turkey, 16 - 18 July 2025, pp.26-27, (Summary Text)
Bu sunumda, Deleuze ve Lacan arasındaki mesafeleri bir boşluk aracılığıyla ölçmeyi deneyeceğiz. İddiamız şu olacak: Deleuze ve Lacan, onları birbirinden uzaklaştıran paradoksal bir boşluk dolayısıyla yakınlaşırlar. Bu iddiamızı temellendirmek için ilkin “boşluk” olarak adlandırdığımız şeyin ne olduğunu belirgin kılmaya çalışacağız. Bu belirgin kılma işlemini ise, belli bir yok saymayı gerçekleştirerek söz konusu boşluğu üreten bir değerlendirme tarzına işaret ederek yapacağız. Deleuze’ün felsefi bakımdan Lacan’la ilişkisini değerlendiren aceleci bir bakış, filozofun metinlerini kronolojik olarak inceleyecek ve bu konuyla ilgili şu gibi sonuçlara varacaktır: 1967 tarihli Sacher-Mashoc’un Takdimi’nde ve 1967’de sunulup 1972’de yayımlanan “Yapısalcılığı Nasıl Ayırt Ederiz?” başlıklı makalesinde Deleuze, Lacan’ı övgüyle anlamış, hatta 1969’da yayımlanacak olan Anlamın Mantığı’ndaki merkezi kavramlardan biri olan nesne=x’i Lacan’dan ödünç almıştır. Anlamın Mantığı’nda oldukça yoğun bir flörte dönüşecek olan Deleuze’ün Lacan’ın düşüncesine olan bu yakınlığı, Deleuze’ün Guattari’yle yakınlaşmasıyla birlikte yavaş yavaş kırılmaya başlamıştır. Guattari ve Deleuze, birlikte yazdıkları ilk kitap olan 1972 tarihli Anti-Oidipus’un birçok noktasında Lacan’a karşı duydukları minnet borcunu dile getirmiş olsalar da takip eden yıllarda ikilinin artık psikanalizden, arzunun üretimini engelleyen sadist bir makine olarak bahsettiklerine ve Anti-Oidipus’takinden farklı olarak, Lacan’ı psikanalizin istisnai bir ismi olarak değerlendirmediklerine tanık oluruz. Son olarak 1980 tarihli Bin Yayla’ya geldiğimizdeyse, burada Lacan’ın sırf eleştirilmek için adının anıldığını gözlemleriz. Bu değerlendirme tarzı, Deleuze’ün başlarda Lacan’ın düşüncesiyle güçlü bir yakınlık kurduğu, sonlara doğruysa bu yakınlığın yerini bir uzaklığa bıraktığı gibi bir sonuca varacaktır. Bu tarzın aceleci olduğunu söylüyoruz, çünkü bu bakış, Deleuze’ün psikanalizle arasına koyduğu mesafenin, Deleuze’ün Lacan’ın düşüncesinden beslendiği başka şeylerle ilgili olarak da karşımıza çıktığını varsayıyor ve özellikle Deleuze’le ilişkisinde “yapısalcılık” başlığını bir “boşluğa” dönüştürüyor. Oysa biz, durumun hiç de böyle olmadığını ortaya koyabileceğimize ve Deleuze ve Lacan’ın, tam da aralarındaki bu boşluk dolayısıyla yakınlaştığını gösterilebileceğimize inanıyoruz. Bu doğrultuda, bu sunumda yapacağımız şey, Guattari’den farklı olarak Deleuze’ün yapısalcılığa değil, psikanalize mesafe aldığını ve yapısalcılığı paradoksal bir boşluk olarak daima kendine yakın tuttuğunu belirgin kılmak olacak. Bir boşluk olarak yapısalcılık, Deleuze ve Lacan arasındaki mesafeleri ölçmemize olanak tanıyacak.