Görsel-İşitsel Çeviride Çok Dillilik: Emily in Paris
Çeviribilim ve Uygulamaları, sa.40, ss.49-76, 2026 (TRDizin)
- Yayın Türü: Makale / Tam Makale
- Cilt numarası: Sayı: 40
- Basım Tarihi: 2026
- Doi Numarası: 10.37599/ceviri.1693222
- Dergi Adı: Çeviribilim ve Uygulamaları
- Derginin Tarandığı İndeksler: Central & Eastern European Academic Source (CEEAS), Linguistic Bibliography, MLA - Modern Language Association Database, TR DİZİN (ULAKBİM), MLA International Bibliography
- Sayfa Sayıları: ss.49-76
- Hacettepe Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Bu çalışmanın amacı, Netflix’de yayımlanan Emily in Paris dizisinin ilk üç sezonunun İngilizce, Fransızca ve Türkçe sürümlerindeki dublaj ve altyazı çevirilerini çok dillilik bağlamında karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışmada, dizinin ilk üç sezonundaki bölümlerde çok dilliliğin anlatıdaki işlevleri, ilgili sahnelerdeki bağlam çerçevesinde analiz edilmiş; Díaz Cintas’ın (2011) çok dilli görsel-işitsel ürünlerin çevirisine ilişkin geliştirdiği stratejiler ile Díaz Cintas ve Remael’in (2007, 2021) altyazı çevirisi stratejilerinden yararlanılmıştır. Analizler, çok dilliliğin Amerikan ve Fransız kültürleri arasındaki dilsel ve kültürel farklılıkları görünür kıldığını, dil oyunları, mizah, kültürel çatışma ve gerilim unsurlarını öne çıkardığını göstermektedir. Ayrıca karakterlerin dil tercihleri ve kod değiştirme pratikleri kimlik, sosyal statü ve kişilik özelliklerine ilişkin önemli göstergeler sunmaktadır. Bulgular, İngilizce sürümde çok dilli yapının büyük ölçüde korunduğunu, Fransızca sürümde ise sahne ve repliklerin yeniden kurgulandığını ortaya koymaktadır. Fransızca dublajda çok dillilik korunurken, altyazıda dilsel çeşitliliğin büyük ölçüde homojenleştirildiği; Türkçe sürümde altyazıda çok dilliliğin kısmen korunduğu, dublajda ise kısmen homojenleştirme stratejisine başvurulduğu saptanmıştır. Bu durum erek kitlenin alımlamasını kolaylaştırmakla birlikte dilsel farklılıkların, kültürel referansların zayıflamasına ve silinmesine yol açmaktadır. Bu bağlamda, çeviri stratejilerinin karşıt değil, tamamlayıcı yaklaşımlar olarak çok modlu unsurlarla birlikte değerlendirilmesinin belirleyici olduğu; çevirmenlerin ürünün türü, içeriği ve işlevi doğrultusunda dinamik ve yaratıcı stratejilere başvurmasının çok dilliliğin aktarımında kritik bir rol oynadığı ortaya konmaktadır. Görsel-işitsel ürünlerde çok dilliliğin kullanımının giderek yaygınlaşması görüşünden hareketle, bu çalışmanın alanda yapılacak yeni araştırmalara katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
The aim of this study is to conduct a comparative analysis of the dubbing and subtitling translations of the English, French, and Turkish versions of the first three seasons of the Netflix series Emily in Paris within the context of multilingualism. The study draws on the strategies proposed by Díaz Cintas (2011) for the translation of multilingual audiovisual products, as well as the subtitling strategies developed by Díaz Cintas and Remael (2007, 2021). The contexts in which multilingualism is employed throughout the first three seasons of the series are examined together with their narrative functions. The analyses demonstrate that multilingualism makes linguistic and cultural differences between American and French cultures visible while foregrounding language play, humor, cultural conflict, and tension. In addition, the characters’ language choices and code-switching practices provide significant insights into identity construction, social status, and personality traits. The findings reveal that the multilingual structure is largely preserved in the English version, whereas scenes and dialogues in the French version are reconstructed. While multilingualism is maintained in French dubbing, linguistic diversity is largely homogenized in the subtitles. In the Turkish version, multilingualism is partially preserved in the subtitles, whereas a partial homogenization strategy is adopted in dubbing. Although this facilitates target audience reception, it also leads to the weakening and erasure of linguistic differences and cultural references. In this respect, the study demonstrates that translation strategies should be evaluated not as opposing but as complementary approaches in interaction with multimodal elements and that translators’ use of dynamic and creative strategies in line with the type, content, and function of the audiovisual product plays a critical role in the transfer of multilingualism. Given the increasing presence of multilingual elements in audiovisual products, it is anticipated that this study will contribute to future research in the field.