Teknotopyalar: Geçmiş, Bugün ve Geleceğin Tahayyülleri, İstanbul, Turkey, 6 - 07 November 2025, pp.25, (Summary Text)
This paper proposes a new theoretical framework for how the role of artificial intelligence in today's working life can be analyzed sociologically. Contrary to the limited approach of technological determinism, this study considers artificial intelligence not merely a technical solution but a dynamic social phenomenon encompassing hopes, ideologies, and power relations. In this context, it argues that the relationship between artificial intelligence and humans is not one-way, but a complex one based on mutual interaction.
The study examines working life through the dynamics of the production process, production relations, and working conditions. The theoretical foundation is built on Bruno Latour's Actor-Network Theory (ANT). ANT offers an approach that goes beyond technological determinism by positioning artificial intelligence as an actor (actant) with the potential to make and influence decisions alongside humans in the production process. This approach elevates technological actors, overlooked by traditional sociological analyses, to a central role in understanding the transformation of working life.
The proposed theoretical model provides an analysis tool by synthesizing human-centered AI, human-AI interaction, and social-centered AI approaches with ANT. By positioning AI as an actor in production with ANT, these three approaches can be related to the role of AI in production as follows: i) Human-centered artificial intelligence (HCAI) emphasizes the ethical, transparent, and user-friendly design of AI systems. When considered in relation to actor-network theory, both approaches emphasize the dynamic relationship between human and technological actors and aim to reveal how AI can not only transform the production process but also impact human experiences. ii) Human-AI interaction (HAII) focuses on the nature of collaboration between humans and AI. When considered in relation to actor-network theory, this approach, which focuses on the nature of the interaction between humans and AI, examines the interaction between the two actors and provides a framework for understanding the factors that facilitate and hinder this interaction. In other words, this approach can address how human-AI collaboration in production transforms the production process, production relations, and working conditions, and how this collaboration impacts these dimensions. iii) Social-Centered Artificial Intelligence (SCAI) aims to explain the impact of AI on norms, production processes, production relations, and working conditions within the workplace, drawing on individual experiences. Considering AI as a social actor within the context of actor network theory will facilitate understanding the social impact of a social actor specifically within the workplace from a socio-centric perspective. This integrated framework allows for the combined consideration of both individual experiences and transformations in institutional structures and norms when analyzing the impacts of AI on production processes, production relations, and working conditions. In short, this paper presents an interdisciplinary and multidimensional framework for analysis that views the role of AI in working life not as a purely technical problem but also as the construction of a new sociotechnical order. This paper aims to provide an original theoretical framework on how we can examine the concrete sociological effects of technological imaginations of the future under the theme of technotopias.
Bu bildiri, yapay zekânın günümüz çalışma hayatındaki rolünün sosyolojik olarak nasıl analiz edilebileceğine dair yeni bir teorik çerçeve önerisi sunmaktadır. Teknolojik determinizmin sınırlı yaklaşımının aksine, bu çalışma, yapay zekâyı yalnızca teknik bir çözüm değil, içinde umutları, ideolojileri ve güç ilişkilerini barındıran dinamik bir sosyal fenomen olarak ele almaktadır. Bu bağlamda, yapay zeka ile insan arasındaki ilişkinin tek yönlü değil, karşılıklı etkileşime dayanan karmaşık bir ilişki olduğu savunulmaktadır.
Çalışma, üretim süreci, üretim ilişkileri ve çalışma koşulları dinamikleri üzerinden çalışma hayatını incelemektedir. Teorik zemin, Bruno Latour’un Aktör–Ağ Teorisi (ANT) üzerine kurulmuştur. ANT, yapay zekâyı insanlarla birlikte üretim sürecinde karar alma ve etkileme potansiyeli taşıyan bir aktör (actant) olarak konumlandırarak, teknolojik determinizmin ötesine geçen bir yaklaşım sunar. Bu yaklaşım, geleneksel sosyolojik analizlerin göz ardı ettiği teknolojik aktörleri, çalışma hayatının dönüşümünü anlamada merkezi bir role yükseltmektedir.
Önerilen teorik model, insan-merkezli yapay zeka, insan-yapay zeka etkileşimi ve sosyal-merkezli yapay zeka yaklaşımlarını ANT ile sentezleyerek bir analiz aracı sağlamaktadır. ANT ile yapay zekayı üretimde bir aktör olarak konumlandırarak, bu üç yaklaşım üretimde yapay zekanın rolü ile şöyle ilişkilendirilebilir: i) İnsan merkezli yapay zeka (HCAI), yapay zekâ sistemlerinin etik, şeffaf ve kullanıcı dostu bir biçimde tasarlanmasını vurgular. Aktör-ağ teorisi ile ilişki içerisinde düşünüldüğünde, her iki yaklaşım da insan ve teknolojik aktörler arasındaki dinamik ilişkiyi önemser ve yapay zekanın sadece üretim sürecini dönüştürmekle kalmayıp, aynı zamanda insanların deneyimlerini nasıl etkileyeceğini de ortaya koymayı amaçlar. ii) İnsan-yapay zeka etkileşimi (HAII) ise insan ve yapay zekâ arasındaki işbirliğinin doğasına odaklanır. Aktör-ağ teorisi ile ilişkisi bağlamında düşünüldüğünde, insan-yapay zeka arasındaki etkileşimin doğasına odaklanan bu yaklaşım, iki aktör arasındaki etkileşimi incelemekte ve bu etkileşimi kolaylaştıran ve zorlaştıran unsurları anlamak için bir düzlem sağlamaktadır. Bir başka ifade ile üretimde insan-yapay zeka işbirliğinin üretim sürecini, üretim ilişkilerini ve çalışma koşullarını nasıl dönüştürdüğü, bu işbirliğinin bu boyutlara nasıl bir etki sağladığı bu yaklaşımla ele alınabilir. iii) Sosyal merkezli yapay zeka (SCAI) bireysel deneyimlerden hareketle yapay zekanın çalışma kurumundaki normlar, üretim süreci, üretim ilişkileri ve çalışma koşulları üzerindeki etkilerini açıklamayı hedefler. Aktör ağ teorisi bağlamında yapay zekanın bir sosyal aktör olarak ele alınması, sosyal-merkezli bakışta bir sosyal aktörün spesifik olarak çalışma kurumunda yarattığı toplumsal etkisini anlamayı kolaylaştıracaktır.
Bu entegre çerçeve, yapay zekânın üretim süreçleri, üretim ilişkileri ve çalışma koşulları üzerindeki etkilerini analiz ederken, hem bireysel deneyimleri hem de kurumsal yapı ve normlardaki dönüşümleri bir arada değerlendirmeyi mümkün kılmaktadır. Kısacası, bu bildiri, yapay zekânın çalışma hayatındaki rolünü salt teknik bir problem olarak değil, aynı zamanda yeni bir sosyoteknik düzenin inşası olarak gören, disiplinlerarası ve çok boyutlu bir analiz çerçevesi sunmaktadır. Bu bildiri, teknotopyalar teması altında, geleceğin teknolojik tahayyüllerinin somut sosyolojik etkilerini nasıl inceleyebileceğimize dair özgün bir teorik çerçeve sağlamayı hedeflemektedir.