İmmünoterapi Alan Kanser Hastalarında Deri Toksisiteleri: Semptom Deneyimi ve Bakım Perspektifinden Bir Scoping Review


Creative Commons License

KAPUCU S.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hemşirelik Dergisi (Online), cilt.8, sa.1, ss.95-104, 2026 (TRDizin)

Özet

Giriş: İmmünoterapiye bağlı deri toksisiteleri, sık görülmeleri ve hastaların semptom deneyimi ile yaşam kalitesini etkilemeleri nedeniyle klinik açıdan önemlidir. Amaç: Bu kapsam belirleme derlemesi, immünoterapi alan kanser hastalarında gelişen deri toksisitelerinin semptom deneyimini ve bu toksisitelerin bakım süreçleri üzerindeki yansımalarını vaka odaklı kanıtlar üzerinden haritalamayı amaçlamaktadır. Yöntem: Bu çalışma, 2020 - 2025 yılları arasında yayımlanan ve immün kontrol noktası inhibitörleri ile ilişkili deri toksisitelerini konu alan 24 adet vaka raporu ve olgu serisini kapsamaktadır. Literatür taraması sonucunda seçilen çalışmalar; deri toksisitesinin türü, klinik seyri, hastaların semptom deneyimleri ve bildirilen bakım yaklaşımları açısından incelenmiş, bulgular tematik olarak sentezlenmiştir. Bulgular: İncelenen vakalarda en sık bildirilen deri toksisiteleri likenöz dermatit, büllöz pemfigoid, subakut kutanöz lupus eritematozus ve psoriazis olarak belirlenmiştir. Deri toksisiteleri çoğunlukla yoğun pruritus, ağrı, yanma hissi ve görünür lezyonlara bağlı psikososyal etkilerle seyretmiştir. Şiddetli olgularda yaşam kalitesinde belirgin azalma, bakım gereksiniminde artış ve hastaneye yatış bildirilmiştir. Bulgular, erken semptom tanılamanın, cilt bütünlüğünün korunmasına yönelik girişimlerin, hasta eğitiminin ve multidisipliner bakım yaklaşımlarının toksisite yönetiminde kritik öneme sahip olduğunu göstermektedir. Sonuç: Vaka temelli kanıtlar, immünoterapiye bağlı deri toksisitelerinin yalnızca dermatolojik yan etkiler olarak değil, hastaların fiziksel ve psikososyal iyilik hâlini etkileyen çok boyutlu bakım sorunları olarak ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, semptom deneyimini merkeze alan ve bakım süreçlerini bütüncül bir bakış açısıyla ele alan yaklaşımların klinik uygulamalar ve gelecekteki araştırmalar için yol gösterici olduğunu göstermektedir.
Introduction: Immunotherapy-related skin toxicities are clinically important due to their frequent occurrence and their impact on patients' symptom experience and quality of life. Aim: This scoping review aims to map the symptom experience of cutaneous toxicities developing in cancer patients receiving immunotherapy and to explore how these toxicities are reflected in care processes, based on case-focused evidence. Methods: This scoping review includes 24 case reports and case series published between 2020 and 2025 that address cutaneous toxicities associated with immune checkpoint inhibitors. Following the literature search, selected studies were examined in terms of the type of cutaneous toxicity, clinical course, patients’ symptom experiences, and reported care approaches. The findings were synthesized using a thematic approach. Results: The most frequently reported cutaneous toxicities across the included cases were lichenoid dermatitis, bullous pemphigoid, subacute cutaneous lupus erythematosus, and psoriasis. Cutaneous toxicities were commonly accompanied by intense pruritus, pain, burning sensations, and psychosocial impacts related to visible skin lesions. In severe cases, a marked decline in quality of life, increased care needs, and hospitalizations were reported. The findings highlight that early symptom recognition, interventions aimed at preserving skin integrity, patient education, and multidisciplinary care approaches play a critical role in the management of these toxicities. Conclusion: Case-based evidence indicates that immunotherapy-related cutaneous toxicities should be considered not merely as dermatologic adverse effects but as multidimensional care problems that significantly affect patients’ physical and psychosocial well-being. This scoping review demonstrates that care approaches centered on symptom experience and addressed from a holistic perspective may provide important guidance for clinical practice and future research.