SPİNOZA’DA DEMOKRASİ DÜŞÜNCESİ


Gürsul E.

Felsefi Düşün - Akademik Felsefe Dergisi, cilt.1, sa.20, ss.1-24, 2023 (TRDizin) identifier

  • Yayın Türü: Makale / Tam Makale
  • Cilt numarası: 1 Sayı: 20
  • Basım Tarihi: 2023
  • Dergi Adı: Felsefi Düşün - Akademik Felsefe Dergisi
  • Derginin Tarandığı İndeksler: TR DİZİN (ULAKBİM)
  • Sayfa Sayıları: ss.1-24
  • Hacettepe Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Siyasal düşünce tarihinde Antik Yunan’da Platon ile başlayıp Modern Çağ’da Benedictus Spinoza’ya gelinceye kadar devlet ya da yönetim biçimleri konusunda “en iyi yönetimin ne olduğu” üzerine süregelen bir tartışma vardır. Platon ve Aristoteles’te insan doğasında bulunan iyi’yi gerçekleştirmek amacıyla düşünülen devlet, Orta Çağ’da insan doğasını kötü olarak nitelemekle birlikte teokratik bir karakterde mutlak bir monarşi olarak düşünülmüştür. Bu devlet ve yönetim anlayışına karşın, ilkin Machiavelli daha sonra Thomas Hobbes -her ne kadar onlar da insan doğasını kötü olarak nitelendirseler de- dünyevi mutlak bir monarşiyi savunurlar. Platon’un filozof-kralına karşın güçlü bir hükümdarın devleti yönetmesi gerektiğini düşünen Machiavelli, bu düşüncesiyle meşru bir zemini olmaksızın dünyevi mutlak monarşiyi savunur. Machiavelli’den geriye kalan bu meşruiyet problemine Hobbes sözleşme yoluyla çözüm getirmeye çalışır. Bu tarihsel izlekten yola çıkan Spinoza ise, söz konusu yönetim biçimlerinden, gerek çoğunluğun yönetimi olması, gerek özgürlükleri savunması bakımından kendisine gelinceye kadar dışlanan demokrasiyi savunur. Spinoza, mutlak monarşiye karşı mutlak demokrasiyi tam da bu dışlanan yönleriyle devletin vazgeçilmez bir yönetim biçimi olarak kendi siyasal düşüncesinin temeline yerleştirir. Düşünce ve ifade özgürlüğünü temel alan onun demokrasi düşüncesi, bir yandan toplumsal hiyerarşileri ortadan kaldıran, diğer yandan teolojik temellerinden arındırılmış modern bir devletin yönetim biçimi olarak karşımıza çıkar. Bu çalışmanın amacı, Antik Çağ’dan Modern Çağ’a gelinceye kadar istenen ve dışlanan siyasal yönetimleri ve buna bağlı olarak ortaya çıkan devlet biçimlerini incelemek, bu incelemede Spinoza’nın demokrasiyi vazgeçilmez iyi bir yönetim biçimi olarak savunduğunu gerekçeleriyle birlikte açıklamak ve böylece modern devletin kuruluşuna bir zemin hazırlamış olduğunu göstermektir.
In the history of political thought, there is an ongoing debate on “what is the best government” about the state or forms of government, starting from Plato in Ancient Greece until Benedictus Spinoza in the Modern Age. In Plato and Aristotle, the state, which was thought to realize the good in human nature, was considered as an absolute monarchy in a theocratic character, although it described human nature as bad in the Middle Ages. Despite this understanding of state and government, first Machiavelli and later Thomas Hobbes advocate an absolute worldly monarchy, even though they also call human nature evil. Machiavelli, who thinks a powerful ruler should rule the state despite Plato’s philosopher-king, defends the worldly absolute monarchy without a legitimate ground. Hobbes tries to solve this legitimacy problem, which is left behind by Machiavelli, through contract. Spinoza, on the other hand, sets off from this historical trait and defends democracy, which is excluded from these forms of government up to Spinoza, in terms of both being the rule of the majority and defending freedoms. Spinoza places absolute democracy versus absolute monarchy at the foundation of his political thought as an indispensable form of government of the state with precisely these excluded aspects. His idea of democracy, which is based on freedom of thought and expression, appears as a form of government of a modern state that eliminates social hierarchies on the one hand and is free of theological foundations on the other. The aim of this study is to examine the desired and excluded political governments from Antiquity to the Modern Age and the state forms that emerged as a result, to explain with the reasons that Spinoza defended democracy as an indispensable good form of government, and thus, to show that he has laid the groundwork for the establishment of the modern state.