Uluslararası Mitoloji Sempozyumu, Ardahan, Türkiye, 2 - 05 Mayıs 2019, ss.178-186, (Tam Metin Bildiri)
Aristoteles Metafizik’in Delta’sında, doğanın ya Bir (biçim) olarak ya da Çok (madde) olarak ele alınabileceğini belirtir. Burada doğa ile kastedilen şey bütün, yani pan’dır. Aristoteles’e göre Sokrates öncesi düşünce, bütünü, ya Herakleitos’un yaptığı gibi, tek tek varolanların çokluğu açısından değerlendirmiş ya da Parmenides’in yaptığı gibi, bu çokluğu dikey olarak kuşatan ve kuşatışıyla da Oluş’u tümüyle yok sayan bir biçim olarak değerlendirmiştir. Doğayı ele almanın üçüncü bir yolunu ise Aristoteles’in kendisi belirlemiştir. Bu yol, Bir ve Çok’un ya da madde ve biçimin daima bir ortaklık ilişkisinde olduğuna işaret eder. Bu ortaklık ilişkisi, ya Bir’i tek teklere aşkın bir figür olarak önceden belirlemeyle ya da öncelikle Çok’tan, yani duyulur olanlardan yola çıkarak belli biçimsel durakların kaçınılmazlığının vurgulanışıyla kurulur. İlki, 17. yüzyılda ontoteoloji; ikincisi ise, 18. yüzyılda deneycilik formunda çıkacaktır karşımıza. Yunan mitolojisinin çizdiği sınırlar içerisinde Pan, hem yarı keçi yarı insan bir melez olarak hem de aynı anda çobanların ve sürülerin tanrısı olarak tasvir edilişiyle, doğanın bahsi geçen ortaklık ilişkisinde ele alınışının bir arketipini oluşturmakta gibidir. Bu çalışmada, Pan mitosunun Aristoteles’in doğayı ortaklık üzerinden ele alma düşüncesine esin kaynaklığı yapıp yapmadığı ve bunun Bacon ve Hume’un deneyciliği ile nasıl bir bağı olduğu üzerinde durulacaktır.