Atriyal fibrilasyon gelişiminde atriyal fibrozisin rolü ve pulmoner ven izolasyonu başarısına etkisi
Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi (İngilizce), Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye
Tez Danışmanı: Mehmet Ali Oto
Tezin Onay Tarihi: 2012
Tezin Dili: Türkçe
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Desteklendiği Program: Diğer
Özet:
Atriyal fibrilasyon (AF) tetikleyiciler
ve atriyal substrat arasındaki karmaşık ilişki sonucunda başlamakta ve devam
etmektedir. Yapısal (atriyal fibrozis), elektriksel ve kontraktil yeniden şekillenme AF
için hassas atriyal substrat oluşumunda önemli rol oynar. Serum dönüştürücü
büyüme faktörü (TGF)-β1 atriyal fibrozis gelişiminde anahtar molekül olup fibrozis
derecesi ile ilişkilidir. Pulmoner ven izolasyonu (PVİ) patogenezde yer alan
tetikleyicilerin ortadan kaldırılmasında etkili tedavi yöntemi iken, atriyal substratın
PVİ başarısına etkisi net değildir. Bu çalışmanın amacı lone paroksizmal AF
hastalarında serum TGF-β1 düzeyi ile manyetik rezonans görüntülemede geç
kontrast tutulumu (DE-MRG) tekniği ile saptanan sol atriyal (SolA) fibrozis derecesi
ilişkisi ve PVİ başarısına etkisinin araştırılmasıdır. Toplam 41 semptomatik lone
paroksizmal AF hastasına (24 erkek, %58.5; ort yaş: 49.2±7.6 yıl) kriyobalon ile
kateter ablasyon yapıldı. Kriyoablasyon öncesi tüm hastalara ait DE-MRG ile atriyal
fibrozis değerlendirilmesi, serum TGF- β1 düzeyi, klinik ve ekokardiyografik veriler
kayıt edildi. Ablasyon sonrası ilk 3 ay kör dönem olarak tanımlandı. Hastaların
ortanca 60 aydır AF semptomları olup, ortalama EHRA skoru 3.0±0.55 bulundu.
Çalışma grubunun ortalama SolA ön-arka çapı 37.4±3.3 mm ölçüldü. DE-MRG ile
27 (%65.9) hastada [13 (%31.7) hafif, 9 (22%) orta derece ve 5 (12.2%) ciddi
fibrozis) SolA fibrozis saptandı ve ortanca geç kontrast tutulumu %5 hesaplandı.
Toplam 179 PV majör komplikasyon gelişmeden başarı ile izole edildi. Kör
dönemde 10 (%24.4) hastada erken rekürrens gelişti. Ortanca 18 aylık izlemde 32
(%78.1) hasta AF’siz izlendi. Sadece serum TGF-β1 düzeyi (OR: 1.01, %95 GA:
1.004-1.016, p=0.008) SolA fibrozis varlığının bağımsız öngördürücüsü iken; hem
serum TGF-β1 düzeyi (β+SH=0.001±0,0002, p=0.001) hem de AF atağının süresi
(β+SH=6.092±1.183, p=0.001) SolA fibrozis yaygınlığının bağımsız öngördürücüleri
olarak bulundu. Çok değişkenli Cox regresyon analizinde, SolA fibrozisinin
yaygınlığı (HR: 1.127, %95 GA: 1.034-1.229, p= 0.007) ve erken rekürrens (HR:
1,442, %95 GA: 1.087-1.913, p= 0.011) AF rekürrensinin bağımsız öngördürücüleri olarak saptandı. Serum TGFβ-1 düzeyi >15.894 pg/mL alındığında, %70.37
duyarlılık ve % 100 özgüllük ile SolA fibrozis varlığını öngördüğü gözlendi. SolA
fibrozis alan genişliği >%20 alındığında %100 duyarlılık ve %93.75 özgüllük ile
rekürrens gelişimini öngördüğü gözlendi. DE-MRG ile saptanan SolA fibrozis ve
artmış serum TGFβ-1 düzeyi SolA yapısal yeniden şekillenmede önemli role sahiptir
ve PVİ başarısını etkilemektedir. DE-MRG ile saptanan SolA fibrozis varlığı ve
yaygınlığı kateter bazlı AF ablasyonu için hasta seçiminde ve işlem başarısının
arttırılmasında yardımcı olabilir.