CENTRAL ASIA” AS CONCEPT AND REALITY


Amirtayev B.

Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, vol.8, no.17, pp.805-822, 2026 (TRDizin)

Abstract

The term “Central Asia” has undergone significant conceptual and geopolitical shifts from the early 19th century to the present. Initially defined by Eurocentric geographers using climatic and geographic metrics, the concept was politicized during the colonial period, particularly with Russian expansion. This study treats “Central Asia” as both a historical reality and a political-cultural construct. Emerging in European geographic texts in the 19th century, the term was quickly politicized and imbued with ideology, especially by Russia’s imperial expansion and colonial activities. The article provides how Central Asia’s cultural, spatial, and geopolitical identity was redefined through Orientalist knowledge, cartography, and administrative changes. A key point is that the works of scholars like Humboldt, Richthofen, and Radlov, while appearing scientific, became tools for colonial governance. The study details the region’s strategic importance and changing perceptions during the “Great Game” between Russia and Britain. Russian imperial policies politically and culturally fragmented the region. The study also addresses the region's ethnic, demographic, and religious diversity, noting the impact of Islam and pre-Islamic cultures on society. In the early 19th and 20th centuries, the khanates (Bukhara, Khiva, Hokand) were home to diverse groups, with nomadic life, livestock breeding, and farming defining local customs. However, Russian settlement altered the demography, leading native populations, such as the Kazakhs, to become minorities in their own lands. The article also explores 19th-century changes in cultural heritage and education. The long-standing nomadic lifestyle, combined with the difficult geography, shaped the resilience and cultural memory of the people. Madrasas and mekteps were central to education, but literacy was low. While the Russian administration opened new secular schools, it restricted access to higher education, aiming to curb national consciousness. The rise of the Kazakh intellectuals, their educational efforts, the Jadid movement, and the development of written culture form a major section. The contributions of figures like Shokan Ualikhanov, Abay Kunanbayev, and Ibiray Altinsarin are emphasized, examining their role in preserving cultural identity. Finally, “Central Asia” is viewed as an ideological representation, not just a geographical one. The modern revival of the name “Turkestan” is interpreted as resistance to colonial memory and a search for identity. Overall, the article shows Central Asia is both a term and a disputed reality. Though it became a political term for five Soviet republics, “Turkestan” has historical roots that endure. Post-1991, the independent states reclaimed this heritage to rebuild their identities and engage in global politics.
“Orta Asya” terimi, 19. yüzyılın başlarından günümüze dek önemli kavramsal ve jeopolitik dönüşümler geçirmiştir. Başlangıçta Avrupa merkezli coğrafyacılar tarafından iklimsel ve jeomorfolojik ölçütlerle tanımlanan bu kavram, sömürgecilik döneminde özellikle Rus yayılmacılığı bağlamında siyasileştirilmiştir. Bu çalışma, “Orta Asya” kavramını hem tarihsel bir olgu hem de siyasi-kültürel bir inşa süreci olarak ele almaktadır. 19. yüzyılda Avrupa merkezli coğrafi literatürde ortaya çıkan bu terim, özellikle Rusya’nın emperyal yayılmacılığı ve sömürgecilik faaliyetleri doğrultusunda siyasileştirilmiş ve ideolojik anlamlar yüklenmiştir. Makalede, Oryantalist bilgi sistemleri, haritacılık pratikleri ve idari yeniden yapılandırmalar aracılığıyla Orta Asya’nın kültürel, mekânsal ve jeopolitik kimliğinin nasıl yeniden tanımlandığı kapsamlı şekilde analiz edilmektedir. Humboldt, Richthofen ve Radlov gibi bilim insanlarının çalışmalarının, bölgenin bilimsel görünümüne katkı sağlamasının yanı sıra, aslında birer sömürge aracı haline gelmeleri de çalışmanın ana vurgularından biridir. Bu bağlamda, Rusya ve İngiltere arasındaki “Büyük Oyun” döneminde bölgenin stratejik önemi ve bölgeye dair algıların nasıl dönüştüğü de ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Rus İmparatorluğu’nun yayılmacı politikaları bölgeyi siyasi ve kültürel açıdan parçalamıştır. Çalışma aynı zamanda bölgenin etnik, demografik ve dini çeşitliliğini ele alırken, İslam’ın ve öncesi kültürde yer alan unsurların sosyal yapıya etkisine de değinmektedir. 19. ve 20. yüzyılların başında bölgedeki hanlıklar (Buhara, Hive, Hokand) çeşitli etnik ve dini gruplara ev sahipliği yaparken, göçebe kültür, hayvancılık ve tarım halkın yaşam biçimini belirlemiştir. Ancak Rus yerleşim politikaları, yerli halkın demografik yapısını değiştirmiş. Kazaklar gibi yerli topluluklar kendi topraklarında azınlığa düşmüştür. Çalışmada ayrıca 19. yüzyıldaki kültürel miras ve eğitim alanındaki dönüşümler de ele alınmaktadır. Hanlıklar döneminden itibaren devam eden göçebe hayat tarzı, coğrafyanın zorlu yapısıyla birlikte bölge halkının direncini ve kültürel hafızasını şekillendirmiştir. Eğitim alanında medrese ve mektepler öne çıkmış, ancak okuryazarlık oranları sınırlı kalmıştır. Rus yönetimi yeni laik okullar açsa da, yükseköğretim imkânlarını kısıtlamış, millî bilincin gelişmesini engellemeye çalışmıştır. Kazak aydınlarının yükselişi, eğitim faaliyetleri, Cedit hareketi ve yazılı kültürün gelişimi de çalışmanın önemli bir bölümünü oluşturur. Shokan Valihanov, Abay Kunanbayev, Ibıray Altynsarin gibi aydınların katkıları vurgulanarak, kültürel kimliğin korunmasındaki rolleri irdelenmiştir. Çalışmada ayrıca “Orta Asya” kavramı, sadece coğrafi değil, aynı zamanda ideolojik bir temsil olarak değerlendirilmiş. Günümüzde “Türkistan” adının yeniden canlanması, kolonyal belleğe karşı bir direniş ve kimlik arayışı olarak yorumlanmıştır. Genel olarak makale, Orta Asya’nın hem bir kavram hem de tartışmalı bir gerçeklik olduğunu gösterir. Bölge, zengin kültürel mirasıyla önemli bir medeniyet kavşağı olmasına rağmen, dış güçlerin baskısı ve sömürgeci politikalar nedeniyle sürekli dönüşümler yaşamış, fakat tarihsel hafızasını korumayı başarmıştır. Sovyetler döneminde beş cumhuriyeti kapsayan siyasi bir terim haline gelse de “Türkistan” adı tarihsel kökleri nedeniyle unutulmamıştır. 1991 sonrası bağımsız cumhuriyetler, kimliklerini yeniden inşa etme ve küresel siyaset sahnesinde yer alma amacıyla bu mirasa yeniden sahip çıkmışlardır.