Uluslararası Katılımlı 78. Türkiye Jeoloji Kurultayı , Ankara, Turkey, 13 - 17 April 2026, (Unpublished)
The most
widely used approach globally for predicting landslides triggered by
intense rainfall is the determination of threshold values based on the
empirical relationship between rainfall intensity and duration (I-D). However,
this traditional approach, which generally assumes the soil to be homogeneous
and focuses only on meteorological inputs at the time of the event, is
insufficient to explain the effect of prior hydrological conditions. This is
especially critical in regions like the Eastern Black Sea, which, despite
having a rainy climate, have experienced significant irregularities in rainfall
regimes in recent years due to climate change. The high swelling-shrinkage
potential of clay soils in the region makes the soil more susceptible to
hydrological fluctuations and accelerates mechanical weathering. Unlike studies
on soil saturation, research on the effect of intense rainfall after
prolonged periods of drought (Dry Spell) on slope stability is not frequently
found in literature. This study aims to investigate the relationship between
dry spell and slope stability by examining landslides that developed after
two different intense rainfall events in the Kaptanpaşa area of the Eastern
Black Sea Region, which has a clayey soil structure. A hybrid methodology was
followed in the study, integrating physical-based numerical modeling simulating
soil-atmosphere interaction with data-driven statistical Generalized Additive
Model (GAM). In the numerical analyses, going beyond standard flow models, the
nonlinear effect of the drying process on the hydraulic conductivity of the
soil and how desiccation cracks affect the system were investigated. A
literature review on the Rize Kaptanpaşa landslides revealed that shallow slips
generally occurred. The soil profile in the region consists of fine-grained
soils containing active clay minerals and organic matter, with calculated
moderate to high swelling potential. According to the examined geophysical and
geotechnical reports, the weathered, heterogeneous residual soil layer,
reaching a thickness of 5-10 meters, shows increasing rigidity with depth and
is partially saturated in the near-surface areas. Numerical simulation results
show that desiccation cracks formed in clayey soils during dry periods
behave like macropores in the soil structure. These cracks increase the
infiltration of water into the soil during subsequent intense rainfall, causing
water to reach deep layers rapidly. This process leads to the rapid loss of
matrix suction that holds the soil particles together, a decrease in shear
strength, and an increased probability of slope failure. The statistical
analyses performed also support these mechanistic findings. The results reveal
that landslides are more likely to be triggered by sudden and intense rainfall
events following a severe drought, rather than by periods of continuous
rainfall. These findings indicate that current prediction models, which
disregard the dry spell, are inadequate in environments dominated by clay
soils. Consequently, a thorough understanding of the landslide triggering
mechanism is crucial for preventing loss of life and property in countries like
Türkiye, which frequently experience such disasters. This study also
empirically examines the relationship between rainfall intensity and rainfall
duration.
Şiddetli yağışlar sonucu tetiklenen heyelanların
tahmininde küresel ölçekte en yaygın kullanılan yaklaşım, yağış şiddeti ve
süresi (I-D) arasındaki ampirik ilişkiye dayanan eşik değerlerin
belirlenmesidir. Ancak, zemini genellikle homojen kabul eden ve yalnızca olay
anındaki meteorolojik girdilere odaklanan bu geleneksel yaklaşım, öncül
hidrolojik koşulların etkisini açıklamada yetersiz kalmaktadır. Özellikle Doğu
Karadeniz gibi, her ne kadar yağışlı bir iklime sahip olsa da son yıllarda
iklim değişikliğine bağlı olarak yağış rejiminde belirgin düzensizliklerin
görüldüğü bölgelerde bu durum daha kritiktir. Bölgedeki killi zeminlerin
şişme-büzülme potansiyelinin yüksek olması, hidrolojik dalgalanmalara karşı
zemini daha hassas hale getirmekte ve mekanik bozunmayı hızlandırmaktadır.
Toprağın suya doygun olduğu durumların aksine, uzun süreli kurak dönemlerden
sonra şiddetli yağışların şev duraylılığı üzerindeki etkisine ilişkin
çalışmalara literatürde sık rastlanmamaktadır. Bu çalışma, Doğu Karadeniz
Bölgesi’nin killi zemin yapısına sahip Kaptanpaşa sahasında, iki farklı
şiddetli yağış olayı sonrasında gelişen heyelanları inceleyerek, öncül kuraklık
koşulları ile şev duraylılığı arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı
amaçlamaktadır. Çalışmada, zemin-atmosfer etkileşimini simüle eden fiziksel
tabanlı sayısal modelleme ile veriye dayalı istatistiksel Genelleştirilmiş
Toplamsal Model (GAM)’i entegre edilerek hibrit bir metodoloji izlenmiştir.
Sayısal analizlerde, standart akım modellerinin ötesine geçilerek, kuruma sürecinin
zeminin hidrolik iletkenliği üzerindeki doğrusal olmayan etkisi ve kuruma
çatlaklarının sisteme nasıl etki ettiği irdelenmiştir. Rize Kaptanpaşa heyelanları üzerine
yapılan literatür taraması sonucunda, genel olarak sığ kaymaların gerçekleştiği
belirlenmiştir. Bölgedeki zemin profili, aktif kil mineralleri ve organik
içerik barındıran ince taneli zeminlerden oluşmakta olup, şişme potansiyellerinin
orta ila yüksek derecede olduğu hesaplanmıştır. İncelenen jeofizik ve jeoteknik
raporlara göre, 5-10 metre kalınlığa ulaşan ayrışmış, heterojen rezidüel zemin
tabakasının derinlikle birlikte rijitliğinin arttığını ve yüzeye yakın
kısımlarda kısmen doygun durumda olduğunu ortaya koymaktadır. Sayısal
simülasyon sonuçları, kurak dönemlerde killi zeminlerde oluşan kuruma
çatlaklarının, zemin yapısında makro gözenekler gibi davrandığını
göstermektedir. Bu çatlaklar, takip eden şiddetli yağışlarda suyun zemin içine
süzülmesini arttırmakta ve suyun derinlere hızla ulaşmasına neden olmaktadır.
Bu süreç, zemin tanelerini bir arada tutan matrik emilmenin hızla kaybolmasına,
kayma dayanımının düşmesine ve şev yenilme olasılığının artmasına yol
açmaktadır. Gerçekleştirilen istatistiksel analizler de bu mekanik bulguları
desteklemektedir. Sonuçlar, heyelanların sürekli yağışlı dönemlerden ziyade,
şiddetli bir kuraklığı takip eden ani ve yoğun yağış olaylarında tetiklenme
olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bulgular, killi
zeminlerin hâkim olduğu ortamlarda, öncül kuraklık faktörünü göz ardı eden
mevcut tahmin modellerinin yetersiz kaldığını göstermektedir. Sonuç olarak,
heyelan tetiklenme mekanizmasının iyi anlaşılması, Türkiye gibi bu tip afetlere
sık sık maruz kalan ülkelerde yaşanabilecek can ve mal kayıplarını önüne
geçilmesi açısından önem arz etmektedir. Bu çalışma sonucunda, ayrıca yağış
şiddeti-yağış süresi ampirik ilişkisi bu doğrultuda irdelenmiştir.